<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"> 
  <channel>
<title>teknoGAZETE</title>
<link>https://teknogazete.web.tr</link>
<description>Teknoloji haberleri, teknoloji makaleleri</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://teknogazete.web.tr</copyright>
<image>
<title>https://teknogazete.web.tr</title>
<url>
https://teknogazete.web.tr/images/genel/transparent.png
</url>
<link>https://teknogazete.web.tr</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>Kimya ve Dişler</title>
<description><![CDATA[<p>Dişlerimizin yapılış şekli, diş bakımı, çürükler, dolgular ve protezlerin hepsinin kimya ile bir ilgisi<br />
vardır, dişlerle ilgili kimya üzerine biraz bilgi sahibi olalım mı!</p>

<p><strong>İyi Bir Diş Macunu Nedir?</strong></p>

<p>Aktif karbon ile zenginleştirilmiş diş macununun apolar maddeleri emdiği bilinmektedir. Bunun ağız<br />
sağlığı ve diş rengi üzerinde olumlu bir etkisi olmalıdır. Aktif karbonun diş macunu veya diğer<br />
kozmetik ürünlerinde kullanımına ilişkin çalışmalar henüz mevcut değildir. Ancak maddenin özellikleri<br />
göz önüne alındığında, kömürün dişlerde herhangi bir şeye neden olması olası değildir. Ayrıca, her<br />
kömür aktif kömür değildir.</p>

<p>Önerileri arasında şunlar yer alıyor:,</p>

<p>*Dişlerinizi günde iki kez doğru temizleme tekniği ile fırçalayın. RDA değeri (Relative Dentin Abrasion)<br />
yaklaşık 50 olan bir diş macunu kullanın.</p>

<p>*Dişleri yeterince temizler, ancak dişlere veya diş etine zarar vermez. Üreticiler paket üzerinde RDA<br />
değerini belirtmek zorunda değildir; birçok diş macunu için değerler</p>

<p>-www.der-zahnarzt.net/rda-werte-von-zahnpasta/</p>

<p>adresinde listelenmiştir.</p>

<p>*Alman Diş Hekimliği, Ağız ve Çene Tıbbı Derneği yetişkinler için 1000 ila 1500 ppm florür içeren bir<br />
diş macunu önermektedir. Florlu tabaka, çürüklerin ana nedeni olarak kabul edilen Streptococcus<br />
mutans, Streptococcus oralis ve Staphylococcus carnosus gibi bakterilerin dişlere daha az yapışmasını<br />
sağlar. Remineralizasyonun yanı sıra bu da çürüklerle mücadelede önemli bir faktördür.</p>

<p>*Yemekten sonra dişlerinizi fırçalamadan önce 30 dakika beklemeyin, hemen temizleyin: Bekleme<br />
süresi, sağlık bilincine sahip kişilerin dişlerini özellikle yoğun bir şekilde temizlemesine ve dolayısıyla<br />
dişlere zarar vermesine ya da hiç temizlememesine neden olur.</p>

<p>Sağlıklı bir yaşamda, sağlığımızın önemli bir parçasıdır dişlerimiz</p>

<p><strong style="margin: 0px; padding: 0px; outline: 0px; border: 0px; color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;">Doç.Dr. Nesimi ULUDAĞ</strong><br style="margin: 0px; padding: 0px; outline: 0px; color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;" />
<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;">Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi<br />
Organik Kimya Anabilim Dalı</span></p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//kimya-ve-disler/60/</link>
<pubDate>Fri, 01 Mar 2024 20:42:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yapay Zeka, Tıp Bilimlerini ve Geleceğini Nasıl Değiştiriyor?</title>
<description><![CDATA[<p>Yapay zeka, tıp bilimlerini ve geleceğini nasıl değiştiriyor?<br />
Yapay olarak akıllı bilgisayar sistemleri tıp bilimlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Yaygın uygulamalar arasında hastalara tanı konulması, uçtan uca ilaç keşfi ve geliştirilmesi, doktor ve hasta arasındaki iletişimin iyileştirilmesi, reçete gibi tıbbi belgelerin yazıya dökülmesi ve hastaların uzaktan tedavi edilmesi yer almaktadır. Bilgisayar sistemleri genellikle görevleri insanlardan daha verimli bir şekilde yerine getirirken, son zamanlarda son teknoloji bilgisayar algoritmaları tıp bilimleri alanında insan uzmanlarla eşit doğruluklara ulaşmıştır. Bazıları, tıp bilimlerindeki belirli rollerde insanların yerini tamamen almasının sadece bir zaman meselesi olduğunu düşünmektedir</p>

<p>Yapay zeka , bankacılık ve finans piyasaları, eğitim, tedarik zincirleri, üretim, perakende ve e-ticaret ve sağlık hizmetleri gibi geniş bir alan yelpazesini geliştirmek ve ilerletmek için çeşitli biçimlerde ve derecelerde kullanılmıştır. Teknoloji endüstrisinde yapay zeka, birçok yeni iş inovasyonu için önemli bir kolaylaştırıcı olmuştur. Bunlar arasında web araması (örn. Google), içerik önerileri (örn. Netflix), ürün önerileri (örn. Amazon), hedefli reklamcılık (örn. Facebook) ve otonom araçlar (örn. Tesla) yer almaktadır.</p>

<p>İnsanlar yapay zekalı sistemlerin faydalarından her gün yararlanıyor. Gelen kutularımıza gelen spam içermeyen e-postalardan başlayarak, sıradan aktiviteler ile aerobik aktiviteyi ayırt etmek için ivme ölçer sensörlerinden gelen girdileri kullanan akıllı saatlere ve önceki satın alma kayıtlarımıza dayanarak ürün öneren Amazon gibi çevrimiçi alışveriş sitelerinden ürün satın almaya kadar. Bu örnekler, yapay zekanın teknoloji ve perakende gibi çeşitli alanlarda kullanımını temsil etmektedir. Yapay zeka, bilgiyi algılama ve işleme şeklimizi etkileyerek günlük hayatımızı dönüştürmüştür.</p>

<p>Yapılan çalışmalar, tıp bilimleriyle ilgili olduğu için yapay zekanın çeşitli yönlerini sunmayı amaçlamaktadır. Makale, tıp bilimlerindeki geçmiş ve günümüzdeki uygulamalara odaklanacak ve şu anda sağlık sektöründe yapay zeka sistemlerini kullanan şirketleri sergileyecektir. Ayrıca çalışmalar, etik, tarafsız yapay zekâlı sistemlerin yaratılmasıyla sonuçlanan disiplinler arası iş birliğinin kritik önemini vurgulamaktadır.</p>

<p>Doç. Dr. Nesimi ULUDAĞ<br />
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Kimya Bölümü</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//yapay-zeka-tip-bilimlerini-ve-gelecegini-nasil-degistiriyor/59/</link>
<pubDate>Mon, 30 Oct 2023 01:01:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Editör' den</title>
<description><![CDATA[<p>Merhaba.</p>

<p>Seçkin yazar kadromuzla okurlarımıza yüksek kalite ile hitap etmeye çalışıyoruz.</p>

<p>Gazetemiz yazarı Doç. Dr. Nesimi Uludağ, <span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;">Stanford Üniversitesi bilim insanı Prof. John P. A. Loannidis’ in hazırladığı, Elsevier veri tabanında “kariyer boyu” ve “son yıllık” olmak üzere iki ayrı kategoride açıklanan ve ilk %2’ lik dilimde bulunan “Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları” listesinde bulunmaya hak kazandı.</span></p>

<p><span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;">Kendisini kutluyor ve başarılarının devamını diliyoruz.</span></p>

<p><span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;">#evdekalin</span></p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//editor-den/58/</link>
<pubDate>Sat, 28 Oct 2023 01:01:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Editör' den</title>
<description><![CDATA[<p>Merhaba.</p>

<p>Pandemi sonrası bir aradan sonra tekrar beraberiz.</p>

<p>"<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;">Bu günlerde teknoloji ile ilgili bazı atılım seviyesindeki projelere devletimizin manevi destek verdiğini biliyoruz. Yakın gelecekte, her zamanki gibi siyasetten uzak durarak bu teknoloji projelerinden bahsedeceğiz." demiş ve ara vermiştik.</span></p>

<p><span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;">Bu süre zarfında Gebze Kocaeli' nde <strong>T</strong>ürkiye <strong>O</strong>tomobil <strong>G</strong>irişimcileri <strong>G</strong>rubu, %23 </span>Anadolu Grubu, %23 BMC, %23 Turkcell, %23 Zorlu Holding ve %8 TOBB olmak üzere 5 paydaş ile kuruldu ve Gürcan Karakaş CEO, Sergio Rocha COO olarak başına getirildi. Günümüze kadar çok yol kateden <strong>TOGG</strong>, kendi adıyla oluşturduğu TOGG markası ile 3 varyantı olan SUV sınıfında bir otomobil yaptı. Akranlarıyla karşılaştırıldığında tahmini satış fiyatının çok altında satışı başladı ve birçok vali ve TOBB (%8 paydaş) camiasından oda borsa başkanı için makam aracı olarak ta kullanılıyor.</p>

<p>Dağıtılmaya başladığında Tesla ve diğer bir iki markadan sonra en ön sıralarda bulunan TOGG elektriikli araçları oldukça ilgi gördü ve kullanılıyor.</p>

<p>CHOMAR (Çomar) gibi yerli ve milli bir TOGG' umuz oldu. Bu arada, CHOMAR' ın adını C-PROT olarak değiştirdiğini hatırlatalım.</p>

<p><span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;">#evdekalin</span></p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//editor-den/57/</link>
<pubDate>Thu, 26 Oct 2023 01:01:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Organik Gübrelerin Kimyasal Gübrelere Göre Avantajları</title>
<description><![CDATA[<p>İnorganik veya sentetik bahçe gübrelerinin bu kadar bol ve ucuz olması, bir bahçıvanın bunun yerine organik ürünleri kullanmanın gerçekten bu kadar önemli olup olmadığını merak etmesine neden olabilir. Sonuçta, şu anda neyin işe yaradığı ve bahçeyi güzel yapan şeyle ilgili, değil mi? Evet ve hayır. Organik bahçecilikte, toprağın ve bitkilerin genel sağlığı ana endişe kaynağıdır, bu nedenle sentetik kimyasal gübreler bugün bir iş görebilirken, organik gübreler yarın bahçenin sağlığını garanti eder.</p>

<p>Organik gübreler yavaş çalışır. Organik gübrelerin işe yaraması için önce toprağın onları parçalaması gerekir. Yani hem toprak hem de içindeki bitkiler ihtiyaç duydukları besinleri ihtiyaç duydukları anda alırlar. Sentetik gübreler hızlı olmalarına rağmen genellikle bitkiyi aşırı beslerler, toprak için hiçbir şey yapmazlar ve onları yakarak bitkilere zarar verebilirler.</p>

<p>Organik gübreler hava iyileştirir. Organik maddeler ve gübreler toprak süresini iyileştirerek suyu uzun süre tutmasını sağlar ve topraktaki bakteri ve mantar üretimi daha fazla. Sadece size değil, size yardımda bulunun. Sentetik gübreler ise bitki besleyiciliğinden verimsiz hale gelir. </p>

<p>Organik gübreler güvenlidir. Bunları yemek veya içmek istemeseniz de (balık emülsiyonu çayı hiç de cazip değildir), organik gübrelerin çevre, aileniz ve evcil hayvanlarınız için güvenli olduğundan emin olabilirsiniz. Sentetik gübreler, üretmek ve işlemek için önemli miktarda fosil yakıt gerektirir ve genellikle akarsular ve göller gibi yakındaki su kaynaklarına akar.</p>

<p>Organik gübrelerin uygulanması kolaydır. Organiklerin uygulanması, sentetik, organik olmayan muadilleri kadar kolaydır. Bunları toprağa ekleyerek veya yapraklara püskürterek - nasıl kullanırsanız kullanın, kimyasal gübrelerle aynı kolaylık ve kolaylığı sağlarken bahçenize sayısız fayda sağlarlar.</p>

<p>Bu faydaları şu şekilde görebiliriz</p>

<p>- Organik gübreler parçalandıkça besinleri serbest bırakmanın yanı sıra toprağın yapısını iyileştirir ve su ve besin tutma kabiliyetini arttırır. Zamanla, organik gübreler toprağınızı ve bitkilerinizi sağlıklı ve güçlü hale getirecektir.</p>

<p>- Nihai yavaş salınan gübreler olduklarından, bitkilerinizi aşırı gübrelemek (ve zarar vermek) çok zordur.</p>

<p>- Bitkiler için ölümcül olabilecek toksik kimyasal ve tuz birikimi riski çok az veya hiç yoktur.</p>

<p>- Organik gübreler yenilenebilir, biyolojik olarak parçalanabilir, sürdürülebilir ve çevre dostudur.</p>

<p>- Paketlerde oldukça pahalı olmasına rağmen, kompost yaparak kendi organik gübrenizi yapabilir veya kompostlanmış manu satabilecek yerel süt çiftlikleri gibi ucuz kaynaklar bulabilirsiniz.</p>

<p>Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//organik-gubrelerin-kimyasal-gubrelere-gore-avantajlari/56/</link>
<pubDate>Sat, 23 Apr 2022 11:38:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İnsan Vücudundaki Kimyasal Elementler</title>
<description><![CDATA[<p>Vücudumuz, daha fazla bilimsel araştırma yapıldıkça sürekli olarak ortaya çıkan sırlarıyla bizi şaşırtıyor. Bu, ne kadar bilgili olursak olalım, keşfedilecek daha çok şey olduğunu doğrular. Geçmişte, insanları vücutlarının, altın ve bakır gibi değerli olanlar da dahil olmak üzere Periyodik Tablodaki kimyasal elementleri içerdiğine ikna etmek zordu. Ancak, şimdi bu elementlerin vücudumuzda var olduğunu doğrulayan birkaç çalışma ile görev çok daha kolay hale geldi.</p>

<p>İnsan vücut kütlesinin neredeyse %99' u 6 ana öaddeden kalanı ise önemli ölçüde 4 ana maddeden (7-10) oluşur: </p>

<p> </p>

<p><strong>1-Oksijen</strong></p>

<p><strong>2-Karbon</strong></p>

<p><strong>3-Hidrojen</strong></p>

<p><strong>4-Nitrojen (Azot)</strong></p>

<p><strong>5-Kalsiyum</strong></p>

<p><strong>6-Fosfor</strong></p>

<p><strong>7-Potasyum</strong></p>

<p><strong>8-Kükürt</strong></p>

<p><strong>9-Sodyum</strong></p>

<p><strong>10-Altın</strong></p>

<p>Vücuttaki her hücrenin %65-90'ı sudan oluşur, bu nedenle oksijen ve hidrojen insan vücudunun ana bileşenleri arasındadır.</p>

<p><strong>1. Oksijen</strong></p>

<p>Kimyasal sembol O2</p>

<p>İnsan vücut ağırlığının %65'i.</p>

<p>Genel olarak, tüm canlı organizmalar hayatta kalmak için oksijene bağımlıdır. Oksijen nefes almak için hayati önem taşır; soluduğumuz havanın %20'sini oluşturur. İnsan beyni biyolojik işlevlerini yerine getirmek için oksijene ihtiyaç duyar; oksijen beyne ulaşmasaydı vücut birkaç dakika içinde ölürdü. Oksijen vücudumuzda esas olarak su şeklinde bulunur; su ağırlığının %89'unu temsil eder.</p>

<p><strong>2. Karbon</strong></p>

<p>Kimyasal sembol C</p>

<p>İnsan vücut ağırlığının %18'i.</p>

<p>Karbon dört değerlikli bir elementtir. Yani, onu organik kimyada temel bir atom yapan dört kimyasal elementle bağlanabilir. Karbon zincirleri karbonhidratlar, yağlar ve proteinler oluşturmak için kullanılır. Bu zincirleri kırmak insan vücuduna enerji sağlar.</p>

<p><strong>3. Hidrojen</strong></p>

<p>Kimyasal sembol H2</p>

<p>İnsan vücut ağırlığının %9.5' u.</p>

<p>Hidrojen, DNA'nın ana bileşenidir. Dolayısıyla tüm canlı hücrelerde her molekülde bulunur. DNA' da bulunan hidrojen miktarı, insan vücudundaki su miktarından etkilenir. İnsan vücudu, DNA'yı sağlıklı tutmak ve hastalıklardan korunmak için günlük veya ağırlığına göre iki buçuk litre suya ihtiyaç duyar.</p>

<p><strong>4. Azot</strong></p>

<p>Kimyasal sembol N2</p>

<p>İnsan vücut ağırlığının %3.2' si.</p>

<p>Azot, hayvan hücrelerinin protoplazmasının en önemli bileşeni olduğu kadar proteinleri oluşturan amino asitler ve DNA' yı oluşturan asitlerdir.</p>

<p><strong>5. Kalsiyum</strong></p>

<p>Kimyasal sembol Ca</p>

<p>İnsan vücut ağırlığının %1.5' u.</p>

<p>Kalsiyum, insan vücudunda, çoğunlukla dişlerde ve kemiklerde yoğunlaşan temel bir elementtir. Kalsiyum protein ve kas kasılmalarını düzenler. Ayrıca kemik yoğunluğunu ve gücünü korur ve kalp atışlarını ve kan pıhtılaşmasını düzenler.</p>

<p><strong>6. Fosfor</strong></p>

<p>Kimyasal Sembol P</p>

<p>İnsan vücut ağırlığının %1.2' si.</p>

<p>Fosfor, insan vücudunda dört oksijen atomu ile ilişkili bir fosfor atomu olan fosfat formunda bulunur. İnsan iskeleti ve beyni, kalsiyum fosfat formunda bulunduğu fosfat rezervuarlarıdır. Fosfatlar ayrıca farklı biyolojik işlevleri yerine getirmek için 7,3 Kcal/mol enerji açığa çıkaran Adenozin Trifosfat (ATP) enerji molekülü formunda da bulunur.</p>

<p><strong>7. Potasyum</strong></p>

<p>Kimyasal sembol K</p>

<p>İnsan vücut ağırlığının %0.35'i.</p>

<p>Kırmızı kan hücreleri vücutta bulunan potasyumun çoğunu içerir, bunu kaslar ve ardından beyin dokusu izler. Potasyum sinir sinyallerini iletir, kalp atışını düzenler ve kan şekerini düşürür. Ayrıca vücutta kalsiyum depolayan asitlerin dengesini koruyarak kemik sağlığını korur, yoğunluğunu arttırır ve kırılganlığını önler.</p>

<p><strong>8. Kükürt</strong></p>

<p>Kimyasal sembol S</p>

<p>İnsan vücut ağırlığının %0.25' i.</p>

<p>Kükürt, proteinlere işlevlerini yerine getirmeleri için ihtiyaç duydukları şekli sağlamada rol oynar.</p>

<p><strong>9. Sodyum</strong></p>

<p>Kimyasal sembol Na</p>

<p>İnsan vücut ağırlığının %0.15'i.</p>

<p>Sodyum, hücreler arasında sinir sinyallerinin iletilmesinde potasyuma benzer işlev görür; aynı zamanda vücuttaki su miktarlarının düzenlenmesine de katkıda bulunur.</p>

<p><strong>10. Altın</strong></p>

<p>Kimyasal sembol Au</p>

<p>0.2 mg insan vücut ağırlığı.</p>

<p>Altın kanda bulunur. Vücudun korunmasında ve eklemlerin korunmasında çok önemli bir rol oynar. Aynı zamanda vücuttaki elektrik sinyallerinin iletilmesinde önemli bir unsurdur.</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//insan-vucudundaki-kimyasal-elementler/55/</link>
<pubDate>Mon, 27 Sep 2021 08:05:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İlaç Keşfinde Doğal Ürünler 2/2</title>
<description><![CDATA[<p><img alt="" src="/images/makaleler/Nesimi%20Uludag/005-01.png" style="width: 850px; height: 426px;" /></p>

<p>İlaç keşfi, sağlam ve uygulanabilir lider adaylar bulmak için zorlu bir bilimsel görev haline geliyor; bu, doğal bir ürünün taranmasından uzmanlık ve deneyim gerektiren yeni bir izolasyona geçiş sürecinden başka bir şey değildir. Bununla birlikte, kimyasal yapı çeşitliliğine ve biyolojik çeşitliliğine ek olarak, yeni teknolojilerin geliştirilmesi, yeni ilaçların keşfedilmesinde doğal ürünlerin taranmasında devrim yaratmıştır . Bu teknolojileri uygulamak, ilaç keşfi için ana kaynak olarak doğal ürünleri yeniden kurmak için eşsiz bir fırsat sunar. Bu alanda çeşitli makaleler, doğal ürünlerden türetilen biyoaktif bileşiklerin, yeni ve etkili ilaç bileşikleri bulma sürecinde farmakolojik aktivitenin başarısına odaklanan, öncü olarak adlandırılan ilaç adayları olarak izolasyon, karakterizasyon ve kullanım sürecini açıklamaya çalışmaktadır; bu süreç genellikle "ilaç keşfinde doğal ürün" olarak anılır.</p>

<p>Asgari yan etkilerle bitkisel ilaç geliştirmeye olan ilginin artmasıyla, daha önce erişilemeyen doğal ürünlerin tıbbi ve diğer biyolojik özelliklerini keşfetmek için daha iyi fırsatlar vardır. Kullanışlılığını sağlamak için, dünya üzerinde kullanılmayan bitkisel bitkilerin görselleştirilmesi ve tanımlanmasına odaklanmak zorunludur. Daha sonra rasyonel ve bilimsel bir şekilde doğanın armağanı olan fitokimyasalların ekstraksiyonu, izolasyonu ve karakterizasyonu üzerinde durulur. Doğal ürünlerin insanoğlunun yararına kullanılması ve ilaç keşfi için yeni yöntemlerin  geliştirilmesi için karşılanmamış bir ihtiyaç vardır.</p>

<p>Böylelikle, dünya her zaman doğa ile yeteneklidir ve insan beyni ile yeteneklidir, bu yüzden onu sıradan insanların ekonomik oranlarda kullanabileceği yeni varlıkları keşfetmek için kullanalım ve bu dünyada bir yaşam sürmekten mutluluk duyacağız. . Dahası, doğal ürünler, yeni farmasötik bileşiklerin önemli kaynakları olmuştur ve olacaktır. Yıllar önce literatürde elde edilebilen referanslara göre hayat sadece doğal bitkiler sayesinde mümkün kılınmış veya uzatılmıştır. 21. yüzyılın yeni çağında, bitkisel ilaçlar ya da doğal bitkisel ilaç keşfi ile elde edilen ürünler olmadan yeryüzünde hayat mümkün değildir.</p>

<p><strong>KAYNAK:</strong> Doç. Der. Nesimi Uludağ</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//ilac-kesfinde-dogal-urunler-2-2/54/</link>
<pubDate>Tue, 18 May 2021 21:11:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İlaç Keşfinde Doğal Ürünler 1/2</title>
<description><![CDATA[<p><img alt="" src="/images/makaleler/Nesimi%20Uludag/005-00.png" style="width: 850px; height: 426px;" /></p>

<p>Doğal ürünler kullanarak ilaç keşfi, yeni potansiyel müşteriler tasarlamak için zorlu bir görevdir. Doğal kaynaklardan türetilen biyoaktif bileşikleri, fitokimyasal analizini, karakterizasyonunu ve farmakolojik incelemesini açıklar. İnsan kaynakları için yararlı olabilecek yeni ve etkili ilaç bileşiklerini bulma ve keşfetme sürecinde bu kaynakların başarısına odaklanır. Uzun yıllardan beri doğal ürünler, terapötik ajanların kaynağı olarak hareket etmekte ve faydalı kullanımları göstermiştir. Yalnızca doğal ürün ilaç keşfi, bu doğal kaynakların bilimsel kanıtlarını geliştirmede önemli bir rol oynar. İlaç keşfinde yapılan araştırmalar, çeşitli analiz yöntemleri olarak, örneğin GC-MS, NMR, IR, HPLC ve HPTLC  gibi  cihazlar  aracılığıyla yapısal açıklama ve yapı tanımlama yoluyla bir tarama ile  bir ilaç adayına ilerleyen sağlam ve uygulanabilir öncü moleküller geliştirmelidir. Yeni teknolojilerin gelişimi, yeni ilaçların keşfedilmesinde doğal ürünlerin taranmasında devrim yarattı. Bu teknolojileri kullanmak, doğal ürünleri ilaç keşfi için büyük bir kaynak olarak kurmak için bir yazılım ve veri tabanı kullanarak yeni molekülleri taramada araştırma yapma fırsatı verir. Sonunda lider yapı keşfine yol açar. Güçlü yeni teknolojiler, doğal bitkisel ilaç keşiflerinde devrim yaratıyor.</p>

<p>Doğal ürünler ve geleneksel ilaçlar büyük önem taşımaktadır. Doğal ürünler ve bunların türevleri, uzun yıllardır terapötik ajanların ve yapısal çeşitliliğin kaynağı olarak kabul edilmektedir ayruca bu doğal ürünler çok çeşitli, çok boyutlu kimyasal yapılara sahiptir; bu arada, biyolojik işlev değiştiriciler olarak doğal ürünlerin kullanımı da önemli ölçüde ilgi çekmiştir.</p>

<p>Devamı haftaya ...</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//ilac-kesfinde-dogal-urunler-1-2/53/</link>
<pubDate>Tue, 11 May 2021 20:51:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Seslerin Rengi 2/2</title>
<description><![CDATA[<p>Devamı ...</p>

<p>Müzik işinin içine synthesizerlar girdiğinden beri, bu tahmin becerimiz hayli zora girdi. Günümüzde, hiçbir akustik çalgı kullanılmaksızın, sadece elektronik alt bileşenlerle yapılmış ya da elektronik ve elektroakustik çalgıların birlikte kullanıldığı müzik türlerinin yanısıra, elektronik olarak amplifiye edilmiş elektrogitar, bas gitar gibi çalgıların ağır bastığı rock, metal müzik gibi tarzlar, sadece mikrofonlanmış akustik çalgıların kullanılması gibi, tam bir çeşitlilik söz konusu. Dinleyici bazen sesin nereden geldiğini tayin edebilse de, ayırt edemediği tüm seslere “synthesizer” deyip geçmek gibi genellemelere de gidebiliyor. Şaşırtıcı gelse de, stüdyo teknolojileri “örnekleme” (sampling) dediğimiz prosedür ile, en tanıdık bir ses elementini bambaşka bir bağlama sokmayı, kaydedilmiş seslerin üstüste bindirilmesi, hızlandırılıp yavaşlatılması, parçalara ayırılıp tekrar edilmesi, tersine çevrilmesi gibi manipülasyonlarla kaynağı ayırt edilemez bir hale dönüştürülmesi için kullanılabiliyor. Synthesizerların hayatımıza girmesinden önce Edgar Varese, Pierre Schaffer ve Iannis Xenakis gibi ilerici müzik adamları, Musique Concrete tekniğiyle çığır açan besteler yapıyorlardı. Bu tekniğin akustik çalgılarla harmanlandığı çarpıcı bir müzik eseri olarak, Amerikalı besteci Steve Reich’in “Different Trains” (Farklı Trenler) isimli eserini gösterebiliriz. Dinleyici, bestecinin bir Casio CZ1 klavye kullanarak kaydedip manipüle ettiği konuşmalardan oluşturduğu ses elementlerini yer yer bildiği insan sesiyle bağdaştıramaz. Seslerin kaynağı söz konusu Casio klavye olmadığı halde, uygulanan analog ve dijital manipülasyon sayesinde bestecinin kaydettiği 2. Dünya Savaşı Yahudi Soykırımından kurtulan bireylerin anlatıları, artık sentezlenmiş bir müzik enstrümanı olarak eser içinde yer bulur.</p>

<p>Synthesizerlar günümüzde Reich’in Casio’sundan çok daha yetenekli ama uyguladıkları “sentezleme” dediğimiz, bir sesi yoktan var etme prosedürü, doğası gereği, tesbit edilip tanımlandığından beri, fazla bir değişime uğramadı. Bu prosedür, “bir sesi titreşim olarak, bir devreden elektrik akımı geçirerek var etme” ya da “bir kaynaktan çıkan sesi kaydedip onu geri çağırma” olarak tanımlanacak iki temel rota izler. Günümüzde “örnek tabanlı” veya “sentez tabanlı” sesleri uzman olmayan bir kulağın ayırt edebilmesi son derece zordur, uzman kulaklar dahi “örnek tabanlı” başlayıp sentezleme metotlarıyla işlenmiş, kompleks dalgatablolarından (wavetable) oluşan sesleri analiz yetilerinin ötesinde bulabilir. Yine de, synthesizer sesleri tüm bu çeşitlilik ve karmaşıklığa karşın, müzikteki kullanımlarına göre belirlenmiş ana kategorilere tasnif edilmiş ve bu taksonomi tüm synthesizer tabanlı müzik prodüksiyonu için genelgeçer olmuştur. Bu ana kategoriler “Lead”(öne çıkan), “Pad”(doldurucu), “Pluck” (telsi) “Mallet”(çekiçsi) ve “Bell”(zilsi) gibi isimlerle anılırlar. Örneklenmiş sesler ise çoğu zaman andırdıkları ya da başlangıç noktalarını teşkil eden akustik çalgıların isimleriyle anılır: örneğin “Strings” (yaylılar), “Flute” (flüt), ve ”Percussion”(vurmalı). Bazı çalgı sesleri, yapıları gereği, akustik olarak örneklenmiş olabilecekleri gibi, synthesizer metotlarıyla da meydana getirilmiş olabilirler, örneğin “Organ” (org) kategorisindeki sesler. Oldukça eski bir enstrüman olan org ile, sesin renk tayfı ya da doğal ses dalgasının matematiksel çarpanları olarak düşünebileceğimiz “doğuşkanlar serisi”nde bulunan doğuşkanları borular ve valfler vasıtasıyla manipüle ederek, farklı oktavda sesler, farklı renkler, sade veya zengin tınılar oluşturabiliriz. Haliyle, akustik, borulu orglar için “tarihin ilk synthesizerları” demek çok da yanlış olmaz. Synthesizerlar, “additive synthesis” (üst üste eklenen sentezleme) yöntemiyle, çok “gerçekçi” org sesleri yaratabilirler.</p>

<p>Bir sonraki yazımızda, günümüzde sentezleme teknolojisinde kullanılabilecek örnek kütüphanelerinin nasıl oluşturulduğunu inceleyeceğiz.</p>

<p>Sağlık ve müzikle kalın!</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//seslerin-rengi-2-2/52/</link>
<pubDate>Wed, 28 Apr 2021 21:36:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bulut Tohumlama 2/2</title>
<description><![CDATA[<p>Devamı ...</p>

<p style="text-align: justify;">Bulut tohumlama düşüncesi yukarıdaki teoriye dayanmakta olup esası şudur; eğer küçük katı bir partikül (zerrecik) süper soğuk bir sıvı içine sokulursa, sıcaklık derecesi yeterli olmak şartıyla sıvının tamamı katı duruma geçer. Buna göre, buluttaki su molekülleri buz kristali formunda bir çekirdek üzerinde hızla birleşirler. Ayrıca atmosferdeki tozların buz kristalinden ayrı olarak yoğunlaşma çekirdeği görevi gördüğü bilinmektedir. Suni tohumlamada gümüş iyodür, amonyum nitrat, kadmiyum iyodür, diğer higroskopik (nem çeken) materyaller çekirdek vazifesi görmek üzere yağmur bulutuna püskürtülmektedir. Bu maddelerin aynı şartlar altında oluşturacağı kristal sayısı birbirinden farklıdır. En tesirli olanı ve en çok kullanılanı ise gümüş iyodürdür. Çünkü gümüş iyodür, buz kristallerine çok benzer fiziksel yapıya sahiptir. Genellikle çok soğuk olan kuru buzla birlikte kullanılır. Gümüş iyodür, buluttaki sıcaklığı düşürür ve daha fazla buz kristali çekirdeği sağlar, ancak tüm sıvı suyu da dondurmaz. Buz kristalleri, sıvı donmadan üzerlerinde büyür ve ardından buz topakları bir araya gelir. Buz kristalleri daha sonra düşer ve kar oluşturur ve yere ulaşmadan erirlerse yağmur üretirler. Netice olarak suni tohumlama olabilmesi için öncelikle nem oranı yüksek bir bulutun mevcut olması ve bulut üstü sıcaklığın belli bir değere düşmesi gerekir.</p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/007-2.png" style="width: 850px; height: 426px;" /></p>

<p style="text-align: justify;">Prensibi açıklanan yöntem geçmişte çok daha ilkel şartlarda uygulasa da günümüzde teknolojinin gelişmesiyle bu yöntem de kullanılan uygulamalar da değişmiştir. Bulut tohumlama yönteminde giderek artan veri setlerini karşılaştırmak, önceki verilerin tutarlılığını ölçmek, yönteme etki eden bilinen tüm parametrelerin etkisini araştırmak amacıyla bilgisayar teknolojilerinden faydalanılırken yöntemin uygulanması sürecinde drone, uçak, lazer, roket, yer jeneratörleri, elektrikli yağmur üretme teknolojilerinden yararlanılır.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>BU YÖNTEMİN ETKİLERİ VE DEZAVANTAJLARI:</strong></p>

<p style="text-align: justify;">Bulut tohumlama yönteminden en çok yağışın var olduğu yer ve mevsimlerde maksimum verim sağlanır (%5 -20).  Bununla birlikte bir yerde yağış artırılırken başka bir yerde yağış azalmasına neden olabilir. Tüm bunlar bu yöntemin yağış artırmak için kesin bir çözüm olmadığını göstermektedir. Bir başka açıdan bakılacak olursa istenen ve beklenen yağış miktarından çok daha fazla yağışa, dolu yağmasına sebep olabilir. Bu da uzun vadede çok büyük alanlarda uygulandığında ekosistemin zarar görmesine, tarım alanlarının verimliliğinin düşmesine, sel gibi felaketlere yol açabilir. Ayrıca ekonomik açıdan bakılacak olursa da oldukça maliyetli bir yöntemdir. Bu yüzden birçok ülke tarafından uygulanması güçtür.</p>

<p style="text-align: justify;"> </p>

<p style="text-align: justify;"><strong>KAYNAKLAR:</strong><br />
Turgut ÖZTÜRK, Büşra KOÇ. Hava Modifikasyon İşlemlerinde Yapay Yağış Tekniği. Iğdır Üni. Fen Bilimleri Enst. Der. / Iğdır Univ. J. Inst. Sci. & Tech. 3(1): 31-40, 2013<br />
Shukla S., Singh G., Sarkar S.K., Mehta P.L. (2021) Novel Umbrella 360 Cloud Seeding Based on Self-landing Reusable Hybrid Rocket. In: Gupta D., Khanna A., Bhattacharyya S., Hassanien A., Anand S., Jaiswal A. (eds) International Conference on Innovative Computing and Communications. Advances in Intelligent Systems and Computing, vol 1166. Springer, Singapore. https://doi.org/10.1007/978-981-15-5148-2_86</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//bulut-tohumlama-2-2/51/</link>
<pubDate>Thu, 06 May 2021 15:22:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bulut Tohumlama 1/2</title>
<description><![CDATA[<p><strong>HAVANIN MODUNU DEĞİŞTİRİYORUZ:</strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 13px;">Doğal su kaynaklarının giderek azalması, küresel ısınma nedeniyle doğal yağışların azalması gibi etmenlerin sonucu olarak su kıtlığı son yıllarda sıkça gündeme gelen önemli bir konudur. Su kıtlığına çözüm bulmak için var olan su kaynaklarının korunması amacıyla bilindik pek çok çalışma yapılmaktadır ancak insan nüfusunun artışı ile tarımsal, hayvansal ve endüstriyel faaliyetlerin hız kazanması sebebiyle kullanılan su miktarı gün geçtikçe arttığından hali hazırda çok da başarılı sonuç elde edilememiştir. Bilim insanları bu konuya farklı bir bakış açısı ile yaklaşarak yapay olarak yağmur yağdırmayı hedeflemişlerdir.</span></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/007-1.png" style="width: 658px; height: 330px;" /></p>

<p style="text-align: justify;">İlk hava modifikasyon çalışmaları 1881 yılında ABD’de patlamalar yoluyla yağmur oluşturulması için fon bulunması ile başlamıştır fakat denen yöntemler başarısız kabul edilmiştir. Bunun üzerine 1900‘ lü yıllarda farklı ülkelerde ayrı ayrı denemeler yapılsa da yine başarı sağlanamamıştır. 1940’ lı yıllarda ABD’deki General Electric firması laboratuvarlarında bulut oluşumu ve yapısı incelenirken bulut tohumlama yöntemi ya da diğer ismiyle yağmur bombası yöntemi keşfedilmiştir. Bu yöntem daha sonra yağış miktarını artırma, sisleri dağıtma, kasırgaları ve fırtınaları hafifletme, gök gürültüsü, şimşek ve doluyu azaltmada kullanıldı ve günümüzde de kullanılmaya devam etmektedir. Bu yöntemin esasını daha iyi anlayabilmek için öncelikle bulutta yağmur oluşumunu izah edelim.</p>

<p style="text-align: justify;">Bulutta yağmur damlalarının oluşması Bergeron-Findeisen teorisi denilen bir teori ile de açıklanmaktadır. Bu teoriye göre, buz kristalleri olmadan yağış olmaz. (Ancak daha sonra yapılan araştırmalar bazı bulutlarda buz kristalleri olmadan da yağış meydana geldiğini ortaya koymuştur. Bu tip yağışlar daha çok okyanus üzerinde oluşan kümülüs tipi bulutlarda meydana gelmektedir).</p>

<p style="text-align: justify;">Bergeron ve Findesien teorisine göre;  içinde buz ve su bulunan ve ortam sıcaklıkları eşit olan ayrı iki ortamda, buzun buhar basıncı, suyun buhar basıncından daha azdır. Aynı ortamda su ve buz bulunması durumunda buza göre havanın nemi %100 doymuş halde iken, suya göre havanın nemi doymamıştır. Buna bağlı olarak su için yoğunlaşma başlamamasına rağmen buz kristalleri üzerinde yoğunlaşma devam eder. Buz kristalleri büyümeye devam ettikçe bulut damlacıkları da buharlaşmaya başlar ve öylece büyüyen kristaller yağış olarak düşmeye başlar. Yağış olarak düşerken diğerleriyle birleşerek daha iri bir hal alan kristaller, eğer düşme esnasında bulutun altındaki hava bu buzu eritecek kadar ılıksa yağmur olarak, ılık değilse dolu veya kar olarak düşer. </p>

<p>Devamı haftaya ...</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//bulut-tohumlama-1-2/50/</link>
<pubDate>Tue, 27 Apr 2021 21:06:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Seslerin Rengi 1/2</title>
<description><![CDATA[<p>Çoğu insan, müzik prodüksiyonlarında duyduğu seslerin ne olduğunu ayırt edecek bir farkındalığa ya da bu konuda bir özene ihtiyaç duymuyor. Kimimiz ise dinlediği bir parçada hangi enstrümanların kullanılmış olabileceğini merak ediyor, aynı kategoride bir enstrümanın, örneğin bir gitarın neden iki farklı parçada iki farklı şekilde duyulduğunu bilmek istiyor. Müzik işinin gerçek meraklıları ise, “tam o tınıyı” yakalamak için hep daha gelişkin enstrümanlara, hifi müzik dinleme sistemlerine, daha detaylı duyuşsal analizlere yöneliyor. Piyasadaki ürünlere, örneğin kulaklıklara baktığımız zaman, çok geniş bir fiyat yelpazesinde örneklerle karşılaşıyoruz. Birçoğumuz fiyat skalasının iki ucundaki ürünler arasındaki farkı kolaylıkla ayırt edebiliyor, ama betimleyemeyebiliyor. Müzik algımız konusunda paylaşımda bulunacak kelimelere her zaman hakim olamayabiliyoruz.</p>

<p>İçine doğduğumuz ses dünyası, enstrüman tınıları konusunda en “ben müzikten anlamam” diyenlerimize bile kabataslak kategoriler oluşturacak kadar birikim sağlıyor zira doğmadan önceden beridir çevremizdeki seslere aşina oluyoruz. Bir fetüs, anne karnında gelişirken 6. aydan itibaren duyabilmeye başlıyor, ailemizin seslerini ve doğmadan önce dinlediğimiz müziği ayırt edebildiğimiz, klinik deneylerle kanıtlanmış durumda. Doğduğumuz coğrafyanın müzik kültürü sayesinde, dünyanın orasında en sık karşılaşılan tınılar hakkında fikir sahibi oluyoruz. Türkiye topraklarında doğmuş olup bağlama sesini keman sesinden ayırt edemeyecek biri olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Elbette işin uzmanları “hangi tür” bağlama olduğunu ayırt edebilirler, duyduğu bir piyano kaydından piyanonun bırakın türünü, hangi marka olduğunu kestirebilen uzmanlar vardır. Yine de, evrensel olarak, çoğumuz, duyduğu enstrümanın hangi kategoride  olduğunu isabetle tahmin edebildiğini, örneğin bir vurmalı mı, bir nefesli mi, yoksa bir telli mi olduğunu tahmin edebildiğini söyleyebiliriz.</p>

<p>Devamı haftaya ...</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//seslerin-rengi-1-2/49/</link>
<pubDate>Sat, 17 Apr 2021 22:55:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Elektronik Müzik - Öncesi 2/2</title>
<description><![CDATA[<p>Yazının devamı ...</p>

<p>Günümüzde kullandığımız anlamda elektronik müziğinin temelleri, bu şekilde 70li yıllarda atılmış oldu. “Elektronik” ve “müzik” kelimeleri ilk olarak 1930’ larda manyetik teybin icadıyla bir araya gelmişse de, tüm dünyanın kulağında synthesizerların çınlaması, 70’ lerde ve 80’ lerde pop müzikten dans müziğine, art rock’ tan glam metal’ e tüm türlerde kullanımıyla gerçekleşti. Synthesizerlar, gitgide “gerçek” enstrümanların karşısında güçlenerek, sentetik ya da örnek tabanlı seslerden oluşan müzik türleri oluşturdular, prodüksiyonlarda daha “duyulur”, örneğin 70lerin ve 80lerin en önemli çalgısı gitardan rol çalar oldular. Bu sesleri üreten, önceleri 3-4 çeşitten ibaret olan cihazlar bu artan talep sayesinde kendi aralarında kategorilere bölündüler, büyük global üreticiler davul makinelerinden sekanslayıcılara birçok yeni synthesizer türevi geliştirdi. Günümüzde bu “sentetik” unsurları içermeyen müzik eseri yok gibi bir şey. Akustik çalgılarla icra söz konusu olduğunda dahi, synthesizerlar ya da synthesizer prensipleri, efekt cihazları ya da vst (virtual studio technology- sanal stüdyo teknolojisi) olarak son duyduğumuz ürünün içinde mutlaka bulunuyor. Günümüzde herhangi bir müzik stüdyosu, çeşitli hardware (donanım) ve software (yazılım) synthesizerlara sahip ve artık synth seslerinin kendi kimlikleri, ait addedildikleri müzik türleri var. Bir sonraki yazımızda farklı synth ses kategorilerini ve bunların taksonomisini ele alacağız.</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//elektronik-muzik-oncesi-2-2/48/</link>
<pubDate>Sat, 27 Mar 2021 14:58:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Elektronik Müzik - Öncesi 1/2</title>
<description><![CDATA[<p>Müzik teknolojilerinin hayatımızın bir parçası oluşunun yüz yıllık tarihine baktığımız zaman, birkaç önemli dönüm noktasıyla karşılaşırız. 20. yüzyıla değin, Alman müzikologlar Sachs ve Hornborstel’ in dünyadaki tüm müzik çalgılarını sınıflandırmak için kullandığı “chordophone” (gergin bir telin titreşimi ile ses üreten çalgı), “aerophone” (kapalı bir tüpteki havanın titreşimi ile ses üreten çalgı), “idiophone” (kendisi titreyerek ses üreten çalgı) ve “membranophone” (gergin bir membrane yapısının titremesiyle ses üreten çalgı) organolojik (çalgıbilimsel) açıdan yeterli oluyordu. Gelişmekte olan teknoloji ve seri üretim, tabii ki bu çalgılara henüz 19. yüzyılda damgasını vurmuştu: Emperyalizm dünyanın en ücra köşelerine dahi piyanolar, akordiyonlar götürüyor, endemik müzik gelenekleri çoksesli ve eşit tampere akortlu Avrupa müziği ile melezleniyordu. Genç kulaklar gitgide kendi öz müzik geleneklerini “akortsuz” bulmaya, veya Mississipi deltasında filizlenen Blues gibi, Batı eşit tampere sistemini büken “mavi nota”larla zenginleştirmeye başlamışlardı. Lakin, bütün bu gelişme ve yeni sentezlerin hiç biri, elektriğin, fonografın ve radyonun yarattığı büyük patlamalar kadar etkili olmadı.</p>

<p>Sachs-Hornborstel sisteminin “electrophone” (bir devreden geçen elektrik akımı ile ses üreten çalgı) ile genişlemesi için ilk adımı bir Rus mucit, 20. Yüzyılın başında, ismini verdiği Theremin isimli çalgıyı icat ederek attı. Icracı büyüleyici, hiç o zamana değin görülmemiş şekilde, görünmez “teller” üzerinde elini hareket ettirerek, o zamana kadar hiç duyulmamış bir ses üretiyordu. Bu tek sesli synthesizerı birçok başka elektrikli çalgı takip etti, bazıları pek de satmayan tuhaf icatlar olarak kalırken, Hammond Orgu gibi bazıları da müzik tarihini değiştirecek kadar yaygın ve etkili oldu. 1950’ lerde radyo istasyonlarının yanı sıra Hollywood ve ona kafa tutmak amacındaki Sovyet film endüstrisi, bu yeni çalgıların sıradışı seslerini tüm dünyaya duyurdular. 1957’ de Columbia Üniversitesi’ ne RCA tarafından kurulan, devasa bir odayı kaplayan Mark2 Müzik Synthesizer, besteci ve akademisyen Milton Babbitt’ in eserleriyle sanat müziğinde dahi kendine yer buldu. Eşzamanlı olarak okyanusun öteki tarafında da Karlheinz Stockhausen, Tristan Murail gibi besteciler bu yepyeni tasarlanmış ses dünyasını sanat müziği tanımıyla bağdaştırmaya çalışıyorlardı. Kayıt edilmiş sesin manipüle edilmesi (Musique concrete) ve modüler synthesizerlar 20. yüzyıl avantgarde müziğine damgasını vurdu: Isao Tomita ve Wendy Carlos, geçmiş yüzyılların büyük eserlerini daha önce hiç hayal bile edilmemiş bu yeni seslerle yorumlayarak, 20. Yüzyıl çerçevesine oturttular. En büyük etki, synthesizerların popüler müziğe girişi ile yaşandı.  1960’ larda Bob Moog’ un synthesizerları küçük ve satın alınabilir hale getirmesi dönüm noktası oldu. 1970’ de Minimoog 12bin adet sattı: artık her müzik grubu bu kendinden klavyeli, devreleri kapalı, hiç bilmeyen birinin dahi deneme yanılmayla ses tasarlayabileceği kadar anlaşılır bu marifetli aleti ses dünyalarına dahil etmek istiyordu.</p>

<p>Devamı haftaya ...</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//elektronik-muzik-oncesi-1-2/46/</link>
<pubDate>Fri, 12 Mar 2021 10:14:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Editör' den</title>
<description><![CDATA[<p>Merhaba.</p>

<p>Pandeminin ilerleyen günlerinde sürpriz bir şekilde sayın Soğancı' nin "Elektronik Müzik - Öncesi" yazısını sunuyoruz. Çoğunlukla evden çalıştığı için gün içinde hemen her saat uzaktan dersi olan ve bunun yanında "küçük arkadaşlar" ile ilgilenen Fulya Hoca' mız, nasıl olmuş ki bizlerle de birlikte olmaya zaman ayırmış, kendisine teşekkür ediyoruz.</p>

<p>Sarı ve turuncu olan bazı şehirlerin tekrar "kıpkırmızı" olması ile bu illerin kültür düzeyleri arasındaki ilişki, gerçekten üzücü. Bu durumda bahsedilen şehirlerde konuşlanmış olan Suriye' lilerin payı büyük olsa da, kendi davranışlarımızı, tedbirlere riayet etmememizi ve hatta önem vermememizi gözardı etmemeliyiz.</p>

<p>Bu günlerde teknoloji ile ilgili bazı atılım seviyesindeki projelere devletimizin manevi destek verdiğini biliyoruz. Yakın gelecekte, her zamanki gibi siyasetten uzak durarak bu teknoloji projelerinden bahsedeceğiz.</p>

<p>Bir okurumuz "<span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;">#evdekalin" da neden Türkçe karakter kullanmadığımızı sormuş. HashTAG içinde sadece İngilizce karakter kullanarak Dünya üzerinde daha fazla kişiye ulaşabilmek için.</span></p>

<p><span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;">#evdekalin</span></p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//editor-den/45/</link>
<pubDate>Thu, 11 Mar 2021 10:29:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>21. Yüzyılda Müzik (2/2)</title>
<description><![CDATA[<p>Geçen haftadan devam ...</p>

<p>Düşünür ve ekonomi kuramcısı Jacques Attali, 1977de kaleme aldığı, 1985’de yayımlanan “Gürültü: Müziğin Politik Ekonomisi” isimli eserinde insanlığın müzik deneyimini dörty safhaya ayırır: “Kurban Edilme” safhası, en erken insan topluluklarından başlayarak, sistemli ve detaylı müzik yazısının geliştiği m.s 1000 civarına kadardır. Müzik sadece yapıldığı sürece var olmuş, parça parça günümüze ulaşan, onu yakalama, koruma çabaları sadece o parçayı duymuş olabilen birilerine “hatırlatmak” amacıyla, “betim” olarak yazıya aktarıldığı için, bir sistematiği olmadığı için, sadece “tarihsel kurgu” olarak yeniden canlandırılabilir addedilmiştir. Müziğin yeni çağı, “Temsil”, teknoloji ile evliliğinin ilk akdi sayılabilir: müzik notasyonu, matematiksel olarak bir Kartezyen Koordinat Ekseni olarak okunabilir bir değer-zaman grafisidir aslında. Artık, bir “betimleme” değil, bir “formül”dür, yani hiç bilmeyen biri bile müzik eserini bu notasyon sistemi sayesinde deşifre edebilir. Binlerce yıl süren ilk dönemden sonra bu Temsil dönemi neredeyse 900 yıl boyunca sürer, neredeyse icad edilir edilmez 1501’de müziğe uyarlanan matbaa bakinesi sayesinde güçlenir, köklenir, daha fazla bilgi taşır hale gelir. Ne var ki, hayata müzik dahil etmek hala ciddi bir emektir: Çok kısıtllı imkanları olan müzik kutusu gibi makinecikler dışında, müziğe kolay ve pasif bir erişim yolu halen yoktur.</p>

<p>Edison, 1880lerde fonografı icat ettiği zaman, ona müziksel bir kullanım öngörmemişti: Ses notları yaratabilen, belki sevilen bir aile bireyinin son sözlerini gelecek kuşaklara taşımak gibi duygusal bir misyon yüklenecek, 1889 Dünya Fuarı’nda Makineler Galerisinde bin türlü “son teknoloji” arasında sergilenecek, görece önemsiz ve dünyayı değiştirmeyecek bir buluş. Oysa fonograf, 20. Yüzyılı, müzik algısını, müzik ekonomisini topyekün değiştiren, Attali’nin “Tekrar Etme” safhasının müsebbibi olarak, yepyeni bir çığır açtı. Bir kağıt silindirdeki delikli kod (punchcode) sayesinde kaydedilmiş müziği çalabilen “silindirli piyano”lar (player piano), tek kişilik orkestra olan büyük, pahalı, hidrolik sinema orgları, yüzyıl başında kısa bir süre gezegenimizi süslediyse de bu “kendi kendine çalan” küçük, ucuz, ulaşılabilir makine ile rekabet edemediler. Özelikle 1930’larda radyo da yaygınlaştıktan sonra, artık müzik her yerdeydi: Tüm toplum katmanlarının kolaylıkla edinebileceği, müzik kutusuna birkaç kuruş atarak, plağı defalarca döndürerek sonsuz miktarda ulaşabileceği, radyodan ücretsiz olarak evine konuk olan bir olgu haline gelmişti. Yaygınlaştığı kadar değersizleşmişti de: asansörde, reklamlarda, gece yarısı bilgisayarda araştırma yaparken bir anda, davetsizce, pervasızca karşımıza çıkar olmuştu. Çin’deki Shaolin Tapınağı’nda ya da Orta Afrika Pigme topluluklarının en özel ritüellerinde kaydedilen müzik, örneklenerek bir synthpop şarkısına dahil edilir, bir Süryani ağıdı bir Hollywood filminde tamamen bağlantısız bir sahneye bağdaşır, Johann Sebastian Bach’ın bir org eseri, yazıldığında dünyada dahi olmayan “vampir” imgelemiyle özdeşleşir hale gelmişti. Yani “Tekrar”, faydalı olduğu kadar zararlıydı da. Attali’nin bir sonra öngördüğü “bestecilik” safhası, kitabın yazıldığı dönemde sadece bir “kehanet”ti, fakat günümüzde artık gerçekleşmiş bulunmakta.</p>

<p>Bir sonraki yazımızda, 1990’ların ortasından itibaren hayatımıza giren “bilgisayarla müzik yapma”ya odaklanacağız, bu değişimin 30 yıllık çözümlemesini ve ne gibi yenilikleri hayatımıza soktuğundan bahsedeceğiz. Donanım, yazılım, prodüksiyon nedir, bunların üzerinde konuşacağız. Müzik ile kalın!</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//21-yuzyilda-muzik-2-2/44/</link>
<pubDate>Tue, 23 Feb 2021 19:42:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>21. Yüzyılda Müzik (1/2)</title>
<description><![CDATA[<p>Müzik, insanlık tarihi boyunca var olmasına ve kültürel ve toplumsal önem taşımasına karşın, günümüz dünyasında, özellikle ülkemizin de arasında bulunduğu gelişmekte olan ülkelerde “olmasa da olur” bir olgu olarak görülüyor. Bir genç, müziğe ilgi göstermeye başladığında çoğunlukla “çalgıcı mı olacaksın?” baskısıyla karşılaşıyor, küçük yaşlarda başlanan müzik okulları, çocuk koroları, gençlik çağı rock grupları, çoğunlukla takdire şayan bir seviyeye ulaşamadan, sadece “hoşça” olduğu ümit edilen beyhude bir vakit geçirme uğraşından ibaret kalıyor. Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu günümüzde dahi, müziğe özgü olan terimler, beceriler, yazı, biçimsel tanımlar çözülmez kara kutular olarak müzikçi adayına engel teşkil ediyor. Özellikle son yıllarda, artan döviz kurunun da etkisiyle, müzik gereçlerine ulaşmak da gitgide daha zor ve pahalı bir hale geldi. Genelgeçer toplum paradigması, müziği zaman veya kapital yatırımı yapılması gereken bir meslek olarak görmeye yaklaşmak şöyle dursun, dijital dönüşüm, müziğin sadece data haline gelişi ve tamamen ücretsiz oluşuna da bağlı olarak, iyice uzaklaştı.</p>

<p>Durum böyle iken, “ben müzik dinlemem, hayatımda yeri yok” diyebilecek bir birey var mıdır? Çoğumuz, hayatımızın bir döneminde bir enstrüman çalmayı arzulamıyor muyduk? En azından, kendi kendine iken bir şarkı mırıldanmayanımız, belleğinde bir tek melodi, bir tek şarkı sözü olmayanımız var mıdır? Duygusal bir şarkıda gözü dolmamış, bir gönül kırıklığına türkülerden merhem üretmemiş, bir kutlama sırasında en azından el çırparak ritm tutmamış birini tanıyor musunuz? En katı din doktrinleri, mesela Haşidi Yahudilikte bile, “eğlenmek” dahi yasak iken, tüm ritüellerde, ismi farklı dahi olsa, ilahi, zikir de dense, müzik olmuyor mu?</p>

<p>Müziğin, bu kadar hayatımızın içinde ve elzem iken, insanlık olarak icad ettiğimiz en güçlü duygu durumu düzenleyicisi iken, bizi kelimelere dökemeyeceğimiz ama kontrol edemediğimiz iambik sinir sistemimizi dahi etkileyecek kadar derinden yakalarken aynı zamanda ulaşılmaz olması paradoksuna 21. Yüzyıl teknolojisi bir çözüm üretiyor. Tarihin hiçbir döneminde müzik yapmak bu kadar kolay olmamıştı: enstrümanlar, dersler, bilgi halen ulaşılması güç olsa da, müziğe ilgisi olan bir birey, telefonuna indireceği ücretsiz yazılımlarla kendi müziğini yapabiliyor. Dilerse, yine ücretsiz programlar, stok görseller ve videolar kullanarak, müziğini örneğin YouTube üzerinden paylaşabiliyor, sosyal medyayı kullanarak duyurabiliyor. Işler biraz daha ciddiye binerse , cüzi bir ücret ödeyerek BandCamp, Deezer, Spotify gibi platformlara “bandrollü olarak” mesela CD Baby gibi yayıncılar sayesinde ulaşabiliyor. Peki bu dönüşüm nasıl yaşandı?</p>

<p>Devamı haftaya ...</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//21-yuzyilda-muzik-1-2/43/</link>
<pubDate>Mon, 15 Feb 2021 19:39:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Editör' den</title>
<description><![CDATA[<p>Merhaba.</p>

<p>Süregelen pandemi döneminde ufak tefek aksamalarla da olsa hayatımızı sürdürmeye devam ediyoruz.</p>

<p>Bir süredir müzik ile ilgili, özellikle de elektronik müzikle ilgili birşeyler yazmak istiyordum. Gösterilmesi gereken özen sebebiyle fazla zaman harcamak gerektiğinden içimde bir ukte kalmıştı hep. Müzik konusunda, işin fizyolojisi, psikolojisi ve icra şeklinin yanında, yaklaşımının da değişime uğraması gerektiğine inandığımdan, bütünü bozup sadece "elektronik enstrüman ve yöntemle icra" konseptini empoze etmek istemiyordum.</p>

<p>Bunu şu şekilde izah edeyim: İngilizce öğrenmeye başlamışsanız, kelime ezberleyerek, kalıplar öğrenerek ve bunların yanına gramer, dil bilgisi ekleyerek ancak belli bir yere kadar gelebilirsiniz. Çok ta geride olmayan bu "bir yer" i geçmek istiyorsanız, söylemek istediğinizi cümle cümle tercüme edip söylemek yerine, bu dili konuşan, hatta ana dili bu dil olan insanlar gibi düşünmeyi ve ifade etmeyi öğrenmelisiniz. Üniversitede filoloji ve mütercim tercümanlık hocaları bunu öğretirken, adına " İngilizce düşünmek" derler. İşte elektronik müzikte de "elektronik enstrüman ve yöntemle icra etmek" ten, yani var olan müzik anlayışını elektronik enstrüman ve yöntemle uygulamaya geçirmekten öte gidemezsiniz. Oysa tıpkı "İngilizce düşünmek" gibi, "elektronik müzikçe" ilerlemek, müzik teknolojisinin daha önce var olmayan ufkunu da edinmek demek olur ki, benim istediğim de bunun için farkındalık yaratmak.</p>

<p>İşte bunları düşünürken sayın Fulya Çelikel Soğancı ile tanıştık. Kendisinin gerek zihinsel ve fikirsel altyapı olarak, gerekse bilgi birikimi ve yetenek olarak izah etmeye çalıştığım yapıda biri olmasından etkilendim ve yazdıkları bir "teknoloji haberi" ni yayınlamak için gazetemiz yönetim kurulu toplantısında öneri sundum. Kat-i suretle red cevabı aldım. Kendilerinin, sadece bir haber olamayacak kadar değerli, mutlaka ve mutlaka gazetemiz köşe yazarları arasında olması gerektiği konusunda fikir birliği oluştu ve benden kendilerini ikna etmem istendi. Fulya Hoca' mız nezaket gösterdiler ve dahil olduğu birçok projede olduğu gibi, bizlerle de yürümeyi kabul ettiler.</p>

<p><span style="font-size: 13px;"><img alt="" src="/images/makaleler/Fulya%20Celikel%20Soganc%C4%B1/001-0.png" style="width: 640px; height: 329px;" /></span></p>

<p><span style="font-size: 13px;">teknoGAZETE' mizin yanında, okurlarımız için önemli bir kazanım olacağına inandığım yazılarıyla bizlerle birlekte olacak. Kendisine, aramıza hoşgeldiniz diyorum.</span></p>

<p>#evdekalin</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//editor-den/42/</link>
<pubDate>Mon, 15 Feb 2021 17:38:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bakteriler Dile Gelirse ...</title>
<description><![CDATA[<p>Pek çoğumuz bakterilerin tek hücreli ve prokaryotik (çekirdek ve zarlı organel bulundurmayan) ilkel yapılı canlılar olduğunu biliriz. Bu bilgi birçok çalışma ile de kanıtlamıştır fakat henüz bu ilkel yapıya sahip olan canlıların yaşamları ve hücresel yapıları hakkında kafa karıştıran ve çözülemeyen ilginç noktalar bulunmakta. Bunlardan biri de son 10-15 yılda git gide bilim insanlarının pusulasının işaret ettiği bakterilerin birbirleri ile olan iletişimleri, birbirlerini nasıl uyardıkları, antibiyotik direncinin nasıl geliştiği, biyolüminesans, biyofilm oluşumu, virülans faktörlerinin salgılanması vb. fonksiyonların gerçekleştirilmesinde bakterilerin evrensel dili olan ve Türkçe’ye çoğunluk algılama olarak geçen quorum sensing’dir.</p>

<p>Bakterilerin hem tür içi hem türler arası hem de bulunduğu konaktaki ökaryotik hücreler ile kurduğu karmaşık ve büyüleyici bir kominikasyon ağı olarak da tanımlayabileceğimiz Quorum Sensing, ilk olarak Havai’ye özgü bir mürekkep balığı ile simbiyotik bir yaşam süren deniz biyolüminesans (kimyasal enerjiyi ışık enerjisine dönüştürerek ışıma yapan) bakterisi olan <em>Vibrio fishneri </em>üzerinde tanımlanmıştır. Biyolüminesans özelliği sayesinde mürekkep balığının gölgesi denize düşmesi engellenir ve mürekkep balığı predatörlerden böylelikle korunmuş olur. <em>Vibrio fishneri </em>de bu birliktelik sayesinde kolaylıkla çok daha fazla besine ulaşır. Her iki canlı türü de bu birliktelikten kazanç sağlamış olur.</p>

<p>Bu konuda yapılmış olan çok sayıdaki çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmaların sonucuna göre bu bakteriler bulundukları ortamdaki mevcudiyetleri azınlıkta ise ışıma yapmazken belli bir eşik değeri geçtikten sonra ışıma yapmaya başlıyorlar. Bu durumun detaylarını açıklamak için moleküler yapı ve işleyişi yakından fakat anlaşılır bir biçimde inceleyelim:</p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/006-01.png" style="width: 850px; height: 481px;" /></p>

<p>Her bir <em>Vibrio fishneri </em>bakterisi herhangi bir yanıt vermeden önce sanki oy verircesine bulundukları ortama otoindüktör sinyal molekülleri salar. Çünkü kendisinin yalnız olup olmadığını öğrenmek ister. Eğer ortamda kendisi gibi indüktör salınımı yapan yeterli miktarda bakteri yoksa ışıma yapmak onu savunmasız kılmakla birlikte bir de ATP kaybına neden olur. Eğer bu sinyal molekülü belli bir konsantrasyona ulaşırsa bakteride bulunan yüzey reseptörlerine bağlanarak bakterinin içine alınır. Yüzey reseptörlerinin yaptığı işi bir sitenin güvenlik görevlisinin yaptığı işe benzetebiliriz. İçeri alınan sinyal molekülü düzenleyici bir proteine bağlanarak DNA’daki spesifik operon bölgesine yerleşir ve gen ekspresyonu düzenlenir. Bu durumda düzenleyici protein miktarı artırılır ve daha çok otoindüktör sinyal molekülü ortama salınır. Böylelikle ortamdaki popülasyon yoğunluğu ölçülmüş olur. Popülasyon yoğunluğunun eşik düzeyini aştığı anlaşılınca (<em>Vibrio fishneri</em> bakterileri için)  biyolüminesans gerçekleşir.</p>

<p> </p>

<p><strong>KAYNAKLAR:</strong></p>

<ol>
	<li>https://doi.org/10.1016/S1369-5274(99)00025-9</li>
	<li>JP Ward, JR King, AJ Koerber, P. Williams, JM Croft, RE Sockett, Bakterilerde çekirdek algılamanın matematiksel modellemesi, <em>Mathematical Medicine and Biology: A Journal of the IMA</em> , Volume 18, Issue 3, 1 September 2001, Pages 263 –292, <a href="https://doi.org/10.1093/imammb/18.3.263">https://doi.org/10.1093/imammb/18.3.263</a></li>
	<li>https://www.youtube.com/watch?v=saWSxLU0ME8</li>
</ol>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//bakteriler-dile-gelirse/41/</link>
<pubDate>Mon, 15 Feb 2021 14:39:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Çok Faktörlü Doğrulama</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Çok Faktörlü Doğrulama Sistemleri</strong></p>

<p>Sosyal medya veya eposta hesabınızda oturum açmanın güvenli olmayan, geleneksel yolu şu şekildedir: Kullanıcı adınızı ve muhtemelen diğer hesaplarınızın çoğu için kullandığınız parolayı girersiniz. Sonrasında oturum açılır ve işinizi yaparsınız.</p>

<p>TeleSign’ ın hazırladığı rapora göre %54’ün içinde olan birisiyseniz ve hesaplarınızın tamamında beş veya daha az parola kullanıyorsanız, bilgisayar korsanlarının yalnızca bir parolayı kırarak birden fazla hesabınıza erişmesine olanak sağlayan bir <strong>"domino etkisi"</strong> oluşturmasına sebep olabilirsiniz. Buradaki iyi haberse, Çok Faktörlü Doğrulama (ÇFD) uygulayarak hesaplarınızı daha güvenli hale getirebileceğinizdir.</p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Muhittin%20Akar/002-02.png" style="width: 353px; height: 213px;" /></p>

<p><strong>Çok Faktörlü Doğrulama Nedir?</strong></p>

<p>ÇFD, parolanızı girdikten sonra cep telefonunuza gönderilen tek seferlik kod veya bildirim gibi ikinci bir faktörle birleştirerek bankacılık, eposta, alışveriş, sosyal medya veya diğer çevrimiçi hesaplara erişiminizi daha güvenilir hale getirmektedir. Parolanız kırılsa dahi telefonunuz muhtemelen ellerinde olmayacağından dolayı hesabınıza erişilemeyecektir.</p>

<p>ÇFD uygulanması oldukça basittir ve kuruluşlar, sorunsuz bir kullanıcı deneyimi sağlamak amacıyla bu konuya her zamankinden daha fazla odaklanmaktadır. Aslında, ÇFD’yı muhtemelen bir şekilde kullanıyorsunuzdur. Örneğin, aşağıdaki durumlarda ÇFD kullanıyorsunuz;</p>

<p>Banka kartınızı ATM'den taktıktan sonra PIN kodunuzu girersiniz.</p>

<p>Bankanızın internet sitesinde kullanıcı adı ve parolanızı yazdıktan sonra telefonunuza bir SMS alırsınız.</p>

<p><strong>ÇFD nasıl çalışır?</strong></p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Muhittin%20Akar/002-03.png" style="width: 240px; height: 247px;" /></p>

<p>Bazen iki faktörlü kimlik doğrulama veya 2FA olarak da anılan ÇFD, bir hesapta oturum açarken iki farklı kategoriden kimlik bilgisi girmenize olanak tanıyan bir güvenlik geliştirmesidir. Kimlik bilgileriniz şu üç kategoriden birine girer: <strong>bildiğiniz bir şey</strong> (parola veya PIN gibi), <strong>sahip olduğunuz bir şey</strong> (akıllı kart gibi) veya <strong>olduğunuz bir şey</strong> (parmak iziniz gibi). Güvenliği artırmak için kimlik bilgileriniz iki farklı kategoriden gelmelidir ve bu nedenle iki farklı parola girmek çok faktörlü doğrulama olarak kabul edilmeyecektir. Parola ile akıllı kart veya parmak izi kullanımı ÇFD olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Şimdi basit bir senaryoya bakalım; bilgisayarınızdan eposta hesabınıza erişmek için siteye giriş yapmak. ÇFD'yı aktif hale getirdiyseniz işler normalden biraz farklı gidecektir. İlk olarak sitenin giriş ekranında kullanıcı adınızı ve parolanızı yazarsınız. Ardından, ikinci faktör olarak, bir sonraki ekranda gireceğiniz tek seferlik bir kod oluşturan bir kimlik doğrulama uygulamasını çalıştırarak oluşturulan kodu siteye girersiniz ve oturumunuz açılır.</p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Muhittin%20Akar/002-04.png" style="width: 240px; height: 150px;" /></p>

<p>Çoğu durumda ÇFD bundan daha da kolaydır. Çünkü birçok ÇFD uygulaması cihazınızı hatırlayacaktır. Yani aynı telefonu veya bilgisayarı kullanarak aynı siteye geldiğinizde, site cihazınızı ikinci faktör olarak hatırlar. Cihaz tanıma ve analiz esnasında, site muhtemelen normalden fazla iş yaparak hesabınıza izinsiz girmeye çalışanları tespit etmek için çalışmalar yapmaktadır.</p>

<p><strong>ÇFD neden önemlidir?</strong></p>

<p>ÇFD, oturum açma işlemlerinde ek bir güvenlik katmanı ekleyerek sizi korumaya yardımcı olur ve kötü adamların sizmiş gibi oturum açmalarını zorlaştırır. Bilgileriniz daha güvenli olur, çünkü hırsızların hem parolanızı hem de telefonunuzu çalması gerekir. Telefonunuzun kaybolup kaybolmadığını kesinlikle fark edersiniz, bu nedenle hırsız hesabınıza giriş yapmadan önce gerekli önlemleri alabilirsiniz. Ayrıca, telefonunuz kullanmadığınız zamanlarda kilitli olmalıdır ve kilidi açmak için bir PIN veya parmak izi gerektirmelidir. Bu sayede birisi ÇFD kimlik bilgilerinizi kullanmak isterse erişimi engellenebilmelidir.</p>

<p>Son Google anketine göre, ÇFD kullanmak, güvenlik uzmanlarının çevrimiçi güvenliklerini korumak için yaptığı en önemli üç şeyden birisidir. Ve tüketiciler de aynı şekilde hissetmektedir: TeleSign'a göre 10 kişiden neredeyse 9'u (% 86) ÇFD kullanmanın çevrimiçi bilgilerinin daha güvenli olduğunu hissettirdiğini söylemektedir.</p>

<p><strong>ÇFD ne zaman kullanılmalıdır?</strong></p>

<p>Tüm çevrimiçi suçları durdurmak gerçekçi bir hedef değildir, ancak basit tedbirler bir sonraki kurban olma olasılığınızı büyük ölçüde azaltabilir.</p>

<p>ÇFD'yı, özellikle de birincil e-postanız, mali hesaplarınız ve sağlık kayıtlarınız gibi en hassas verileriniz söz konusu olduğunda, mümkün olduğunca kullanmalısınız. Bazı kuruluşlar ÇFD kullanmanızı zorunlu tutsa da birçoğu bunu ek bir seçenek olarak sunar ve açmak için inisiyatif almanız gerekir. Ayrıca, düzenli olarak etkileşimde bulunduğunuz bir işletme sağlık kayıtlarınıza, test sonuçlarınıza veya faturalarınıza çevrimiçi erişim sağlamak istiyorsa, fakat bu verileri sadece kullanıcı adı ve parola ile koruyacağını söylüyorsa “Hayır teşekkürler, siz bilgilerimi korumak için ÇFD sistemi sağlayana kadar olmaz.” demeyi düşünmelisiniz.</p>

<p><strong>Hangi hesaplar ÇFD ile korunmalıdır?</strong></p>

<p>E-posta sağlayıcıları, sosyal ağlar, finansal hizmetler, e-ticaret siteleri, arkadaşlık uygulamaları, oyun hesapları, bulut bilişim ve kişisel veri içeren her şey dahil olmak üzere tüm çevrimiçi hesaplarda ÇFD'nın etkinleştirilmesi tavsiye edilmektedir.</p>

<p><strong>ÇFD’ya gerçekten ihtiyaç var mıdır?</strong></p>

<p>Siber suçlar büyük bir faaliyet alanıdır. Amerika Birleşik Devletleri'nde hesap çalınmaları 2017'den 2018'e kadar üç kat artarak 5,1 milyar dolarlık zarara uğratmıştır. Çoğu zaman, bu saldırıların arkasındaki siber suçlular, başkalarına zarar vermek için çalınan bir hesabı kullanmaktadır. Birçok kullanıcı, parolalarını birden çok sitede kullanır ve bu da onları olası parola hırsızlığına maruz bırakabilir. Parolanızın çalınması ve hesabınızın saldırıya uğraması yıkıcı bir durumdur. Dolandırıcılar hesabınızın kontrolünü ele geçirdikten sonra, sizin hesabınıza erişiminiz engelleyebilir ve daha sonra sizmiş gibi davranarak kişilerinize veya profillerinize mesaj gönderebilirler. Bu parolalarınızı diğer hesaplarınızın veya bankacılık bilgilerinizin değiştirilmesi için kullanabilirler.</p>

<p>Yalnızca ÇFD'yı açarak hesabınızı proaktif olarak bu tür tehlikelerden koruyabilir ve yüksek önemli işlemler (kredi kartı ekstresi alma, para transferi veya fatura ödemeleri yapma gibi) için doğrulama yapabilirsiniz.</p>

<p>Steam, Microsoft, Paypal ve Youtube dahil olmak üzere birçok gerçek dünya platformu örneği ÇFD'yı aktif etme seçeneği sunar. Genellikle, ayarlar kısmından, güvenliğe gidebilir ve ÇFD'yı aktif hale getirebilirsiniz. Authy sitesinde ÇFD’nın hangi uygulamada nasıl aktif hale getirilebileceğini bulabilirsiniz.</p>

<p>Çok Faktörlü Doğrulamayı aktif etmeyi unutmayın.</p>

<p> </p>

<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>

<p><a href="https://www.telesign.com/resource/telesign-consumer-account-security-report">https://www.telesign.com/resource/telesign-consumer-account-security-report</a><br />
<a href="https://www.nist.gov/itl/applied-cybersecurity/tig/back-basics-multi-factor-authentication">https://www.nist.gov/itl/applied-cybersecurity/tig/back-basics-multi-factor-authentication</a><br />
<a href="https://www.telesign.com/turnon2fa">https://www.telesign.com/turnon2fa</a><br />
<a href="https://www.ravelin.com/insights/account-takeover-fraud">https://www.ravelin.com/insights/account-takeover-fraud</a></p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//cok-faktorlu-dogrulama/40/</link>
<pubDate>Sun, 31 Jan 2021 16:30:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>COVID-19 Aşıları: Geliştirme ve Değerlendirme</title>
<description><![CDATA[<p>Pandeminin ilk günlerinden beri dikkatler COVID-19 için bir aşı üretmeye odaklandı. Birincisi ile, tamamen ekonomik açıdan zorlayıcı kontrol önlemlerine güvenmeksizin virüsü bastırabileceği umuluyor. Bu olmadan, dünya muhtemelen endemik bir hastalık olarak COVID-19 ile yaşamak zorunda kalacak. Korona virüsün doğal olarak kendini yok etmesi pek olası değil.</p>

<p>Ama sabırlı olmamız gerekiyor. Yeni bir ilaç yaratmak, üretilenin güvenli ve etkili olduğundan emin olmak için büyük miktarda düşünce ve inceleme gerektirir. Araştırmacılar, çalışmalarının bütünlüğünü zedelemek için hızlı bir şekilde aşı oluşturma baskısına ve cazibesine izin vermemeye dikkat edilmelidir.</p>

<p>Tüm ilaçlar gibi, COVID-19 aşıları da ilk olarak laboratuvarda test edilir (örneğin, farmasötik kaliteleri üzerine çalışmalar ve önce laboratuvar testlerinde ve hayvanlarda etkileri kontrol etmeye yönelik çalışmalar)</p>

<p>Daha sonra aşılar, klinik deneyler adı verilen çalışmalarda gönüllü insanlarda test edilir. Bu testler, aşıların nasıl çalıştığını doğrulamaya ve daha da önemlisi güvenlik ve koruyucu etkinliklerini değerlendirmeye yardımcı olur.</p>

<p><strong>Standart aşı geliştirme:</strong></p>

<p>Standart aşı geliştirme uzun bir süreçtir ve çalışmalar sıralı adımlarla yapılır.</p>

<p>Şirketler önce küçük partiler yaparlar ve üretim sürecini karakterize etmek ve optimize etmek için küçük ölçekli çalışmalar yaparlar. Aşı bileşenlerini raf ömrünün sonuna kadar stabil tutabilecek uygun bir formülasyonu belirlemek için çalışmalar yaparlar.</p>

<p>Ardından şirket, geliştirmeye devam edip etmeme ve üretimi büyütmeye karar verir. Aşının amaçlanan kalite profilini karşıladığından ve düzenleyici standartlara uyduğundan emin olmak için şirket, uygun ve etkili bir kalite kontrol stratejisi geliştirir.</p>

<p>Farmasötik kalite üzerine çalışmalar, ayrı ayrı aşı bileşenlerine, kullanılacak son formülasyona ve tüm üretim sürecine ayrıntılı olarak bakar.</p>

<p>Aşı geliştiricisi, aşının bir bağışıklık tepkisini nasıl tetiklediğini ve enfeksiyonu önlemek için nasıl çalıştığını göstermek için in vitro (laboratuvar ortamı) çalışmalar veya hayvan modelleri (in vivo çalışmalar: canlı üzerinde) kullanarak laboratuvar modellerinde daha fazla çalışma yürütür.</p>

<p>Son olarak, aşı geliştiricisi, aşıyı, her aşamada daha fazla sayıda gönüllünün olduğu klinik denemeler ile gerçekleşirAşı üreticileri ve akademisyenler, güvenli ve etkili aşılar için halihazırda kullanılan yerleşik üretim sistemlerini kullanır. Ek olarak, aşıların üretilmesi ve geliştirilmesi için sürekli olarak yeni yaklaşımlar araştırıyorlar ve bugüne kadar yapılan ilerlemelerin bir kısmı, COVID-19 için aşı geliştirmeye de uygulanıyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>

<p>1) Eurpean Medicines Agency, Science Medicine Health</p>

<p>2) The conversation.com</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//covid-19-asilari-gelistirme-ve-degerlendirme/39/</link>
<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 16:04:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Küresel Sağlık Krizini Bir Doz Sentetik Kimya ile Tedavi Etmek</title>
<description><![CDATA[<p>SARS-CoV-2 salgını, birçok disiplinden bilim insanlarını etkili bir yanıt için işbirliği içinde çalışmaya teşvik etti. Akademik sentetik kimyagerler olarak, devam eden bu çabaya en iyi nasıl katkıda bulunabileceğimizi inceliyoruz. Mevcut pandemi, sentetik kimyagerlerin temel araştırmalar yoluyla önemli dönüşümsel katkılarda bulunduğu geçmişteki küresel sağlık krizleriyle karşılaştırmalar yapıyor. Remdesivir gibi bileşiklerin üretimi bağlamında, bu ihtiyaç anında antiviral araştırmalardaki ilerlemeleri sağlamak için kimyagerlerden daha fazla geliştirme ve yaratıcılık gerektiren birkaç araştırma alanı burada özetlenmiştir. Bir topluluk olarak, COVID-19 gibi küresel sağlık tehditleriyle mücadele etmek istiyorsak, sentetik kimyada gelecekteki yenilikleri yönlendirmek zorunlu olacaktır.</p>

<p>Devam eden COVID-19 krizi, Dünya; kimyagerler için zorunlu öz izolasyon ve sosyal mesafe direktifleri durumu önemli ölçüde bozdu ama  araştırma çabalarının maliyeti. Yalnızca Amerika Birleşik Devletleri'nde roman koronavirüs (SARS-CoV-2) 2,1 milyondan fazla insanı etkiledi . Her alandan bilim adamları, COVID-19 terapötikleri geliştirdi . 65 ülkede 172 tedavi 308 aktif olarak klinikte araştırılıyor  COVID-19 tedavisi için denemeler,  mevcut krizin aciliyeti,  kimyagerleri tahlil etmeye teşvik etti  Yeni antiviral tedaviler arayan geniş birleşik kütüphaneler. Etkileyici bir hızla 4,5 bilim adamı soruna saldırıyor her yönden: mevcut terapötiklerin yeniden kullanılması çabaları sürmektedir</p>

<p>Tüm bu çabalar devam ederken, sentetik olarak ne yapmalıyız?</p>

<p>Akademideki kimyagerler bu pandemiye katkıda bulunmaya öncelik veriyor</p>

<p>Aşı yoksa, ilk savunma hattı muhtemelen antiviral bir tedavi edici olacaktır. Birçok terapi arasında şu anda araştırılıyor, mevcut sentetik küçük moleküllü ilaçlar bir ilaç getirmek için en iyi fırsat olabilir. artan küresel talebi karşılamak için büyük bir pazar.</p>

<p>Mevcut pandeminin tam ölçeği doğal olarak  geçmiş küresel sağlık krizleriyle karşılaştırmalar  1918 İspanyol Grip salgını  dünya nüfusunun üçte birini etkilemiştir.</p>

<p>Sentetik kimya da bulaşıcı hastalık sorunlarının üstesinden gelmede etkili oldu Küresel ölçekte; örnekler oldukça fazladır . Örneğin Doğal Penisilinin 1929 keşfinin ardından onlarca yeni geliştirilen antibiyotiklerdir olmuştur penisilin  gibi ilaçlar on yıllarca bulaşıcı hastalık tıbbında devrim yaratmıştır . Bu  amaçla  toplam sentez, yarı sentez ve büyük ölçekli fermantasyon süreçler  geçekleştirildi örneğin sıtmada etkili  <em>Kinin </em> sentezi buna örnek olarak verilebilir. Bu amaçla sayısız kimyager ve diğer bilim adamı  dünya çapında sıtma ilacı ve   bu çabalar sonunda klorokin  ve artemisinin gibi ilaçların geliştirilmesi ile sonuçlandı</p>

<p>Bununla birlikte, sentetik kimya topluluğu  mevcut krize yenileriyle yanıt vermek için her zamankinden daha sentetik stratejiler ve yenilikçi teknolojiler geliştirmeye devam etmektedirler.  Kimya topluluğu  ve kimyagerler yeni bir bileşikler paketi geliştirmek ve  virüs yayıldıkça enfeksiyonun hafifletilmesi için yararlı olacak çalışmalara imza atacaktır  ve  bu belirsiz zorlukların üstesinden gelmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız</p>

<p> </p>

<p><strong>KAYNAKLAR:</strong></p>

<p>* ACS  (American Chemical Society) Central science</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//kuresel-saglik-krizini-bir-doz-sentetik-kimya-ile-tedavi-etmek/38/</link>
<pubDate>Thu, 12 Nov 2020 10:14:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Genel Hatlarıyla Biyofilm</title>
<description><![CDATA[<p>Hemen hepimizin bildiği üzere gündelik yaşamımızda temas etiğimiz yüzeylerde, soluduğumuz havada, tükettiğimiz besinlerde mikroorganizmalara maruz kalırız. Kimi zaman (prebiyotik en bilinen örneklerindendir) yararlı olan bu mikroorganizmalar kimi zaman da patojen özelliktedir. Bu patojen mikroorganizmalar çoğu zaman kendileri için stres yaratabilecek olan koşullarda hayatta kalabilmek için pek çok direnç mekanizması geliştirebilir. Biyofilm de bu mekanizmalardan sayılabilir. Peki nedir bu biyofilm? Kim tarafından bulunmuş? Nasıl çalışır? Mikroorganizmaları nasıl hayatta tutar?  İnsanlar için ne gibi zararı vardır? Faydası da var mıdır? Varsa hangi alanlarda yarar sağlar? Gelin bunların hepsini biraz biraz detaylandıralım…</p>

<p>Biyofilm, tek bir tür yahut pek çok farklı türdeki mikroorganizmanın (canlı veya cansız) herhangi bir yüzeye tutunarak içerisinde hücre dışı matriks, su, protein, besin sirkülasyonunda, gelişiminde ve yapı stabilizasyonunda önemli rol oynayan su kanalları, EPS (Ekzopolisakkarit), DNA, polisakkarit bulunduran polimerik yapılı jelsi bir tabakadır ve keşfi Antonie van Leeuwenhoek’in, kendi yaptığı mikroskopta, diş plağı örneklerini inceleyerek bakterilerin kümeler (koloniler) halinde bulunduğunu gözlemlemesine kadar dayanmaktadır. Yıllar boyu bu çalışmaya bağlı veya çalışmadan bağsız olarak süre gelen çalışmalar sonucunda bilim insanları mikroorganizmaların yüzeylere tutunabildiğini ve bu tutunmalar sayesinde serbest haldekinden çok daha hızlı üreyebildiklerini keşfetmişlerdir. Günümüzde hala biyofilmin yapısı, oluşumu ve etkileri ile ilgili oldukça nitelikli laboratuvar uygulamaları sürdürülmektedir.</p>

<p>Bir yüzeyde biyofilm oluşabilmesi için bir dizi aşama gerektirir. Planktonik (yani serbest haldeki) mikroorganizmal hücrelerin bir yüzeye tutunması ile süreç işlemeye başlar. Hücreler bir araya gelerek birbirine tutunur ve biyofilmin oluşabilmesi için hücreler büyür ve bölünür. Böylece bir yandan jelsi tabaka oluşurken diğer yandan da hücreler git gide büyüyerek çoğalır. Biyofilm olgun hale gelir ve içinde gömülü olan mikroorganizmalar artık taşma kapasitesine ulaştığında patlar. İçinde bulunan mikroorganizmalar patlamanın, hava akımının ve yüzeyin etkisiyle etrafa saçılır. Saçılan planktonik haldeki hücreler için uygun koşullar sağlandığında süreç yeniden başlar.</p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/005-01.png" style="width: 640px; height: 365px;" /></p>

<p>Peki bir mikroorganizma bu kadar zahmete neden katlanır? Elbette ki bu işi eğlencesine yapmıyorlar. Buradaki amaç UV gibi zararlı ışınlar, ozmotik basınç değişimi, farklı pH koşulları, antimikrobiyal madde, radyasyon gibi hücreye stres oluşturabilecek ve hücrenin yaşamasına engel teşkil edecek koşullardan korunmak ve bunları genetik yolu ile gelecek nesillerine aktarımını sağlamaktır. İşte tüm mesele bundan ibaret: hayatta kalabilmek… Onlar hayatta kalıyor da olan bize yani insanlara oluyor. Böyle derken “ne demek istiyorum?” hemen açıklayayım.</p>

<p>Mikroorganizmaların bu toplu yaşama arzusu, biz insanların kullandığı gıda, tarım, sulama sistemleri, havuz temizliği, hayvancılık, tıp ve diş hekimliği gibi sektörlerde pek çok zorluk meydana getirmektedir. Örneğin şehirlerin su şebekelerinde kullanılan su boru hatlarında suda bulunan organik moleküller borulara temas ederek çevrenin de etkisiyle yüzeye tutunur ve biyofilm oluşma süreci başlar. Su borularındaki biyofilm oluşumu suyu kontamine eder. Bununla da kalmaz boruları korozyona uğratır. Bu da boruların zaman içerisinde aşınmasına sebep olur.</p>

<p>Hayvancılıkta da biyofilmin olumsuz etkileri gözlenmektedir. Özellikle hayvanların yoğun olduğu yumurta üretim tesislerinde veya tavuk çiftliklerinde hayvanların beslendiği ya da su içtiği kapların iç yüzeylerinde sterilizasyonun ihmali sonucunda buralarda biyofilm oluşur. Buradan beslenen hayvanları da biyofilme gömülü haldeki mikroorganizmalar enfekte eder. Sonuçta üretici zarara uğramış olur. Şayet durum fark edilmediyse bu hayvanların yenilmesi ile de insanlara enfeksiyon bulaşması söz konusudur.</p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/005-02.png" style="width: 200px; height: 182px; float: left;" /><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/005-03.png" style="width: 220px; height: 182px; float: left; margin-left: 4px; margin-right: 4px;" /></p>

<p>Öte yandan tıpta da insan sağlığını tehlikeye sokar. İnsanlardaki enfeksiyonlar ve hastalıklar çoğunlukla (kalıcı implantlarda veya kontakt lenslerde, biyo-protez ve mekanik kalp kapakçıkları, kalp pilleri, intra-arteriyel ve intravenöz kateterler, santral venöz kateterler, periton diyaliz kateterleri, idrar kateterleri, eklem protezi, ses protezi, penil protez, üreteral stentler, safra stentleri, endotrakeal tüpler, nefrostomi tüpleri, intrauterin kontraseptif cihazlar gibi materyallerde) biyofilm gelişmesinden kaynaklanmaktadır.  Aşağıdaki tabloda bazı mikroorganizmalar ve enfeksiyonlarının yeri gösterilmiştir.</p>

<table align="left" border="1" cellpadding="0" cellspacing="0" width="0">
	<tbody>
		<tr>
			<td style="width:393px;height:34px;">
			<p align="center"><strong>Gram pozitif mikroorganizmalar</strong></p>

			<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="0">
				<thead>
					<tr>
						<th style="width:674px;"> </th>
						<th style="width:6px;"> </th>
					</tr>
				</thead>
			</table>

			<p> </p>
			</td>
			<td style="width:212px;height:34px;">
			<p align="center"><strong>Enfeksiyonların ve hastalıkların yeri</strong></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:393px;height:22px;">
			<p>Asidojenik gram pozitif koklar (örn. <em>Streptococcus </em>)</p>
			</td>
			<td style="width:212px;height:22px;">
			<p>Diş çürüğü</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:393px;height:34px;">
			<p>Gram pozitif koklar (örneğin <em>Staphylococci </em>)</p>
			</td>
			<td style="width:212px;height:34px;">
			<p>Kas-iskelet sistemi enfeksiyonları</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:393px;height:22px;">
			<p><em>Viridans Streptococci, Enterococci</em></p>
			</td>
			<td style="width:212px;height:22px;">
			<p>Mekanik kalp kapakçıkları</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:393px;height:36px;">
			<p align="center"><strong>Gram negatif mikroorganizmalar</strong></p>
			</td>
			<td style="width:212px;height:36px;">
			<p align="center"><strong>Enfeksiyonların ve hastalıkların yeri</strong></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:393px;height:22px;">
			<p><em>K. pneumoniae, P. aeruginosa</em></p>
			</td>
			<td style="width:212px;height:22px;">
			<p>Santral venöz kateter</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:393px;height:22px;">
			<p>Tiplenemeyen <em>Haemophilus influenzae</em> suşları</p>
			</td>
			<td style="width:212px;height:22px;">
			<p>Orta kulak iltihabı</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:393px;height:16px;">
			<p><em>E. coli</em> (enterik bakteri)</p>
			</td>
			<td style="width:212px;height:16px;">
			<p>Safra yolu enfeksiyonu, bakteriyel prostatit</p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/005-04.png" style="width: 184px; height: 200px; float: left;" /><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/005-05.png" style="width: 197px; height: 200px; float: left; margin-left: 4px; margin-right: 4px;" /><br />
<strong><em>Safra kanalı stentinde biyofilm oluşumu</em></strong></p>

<p> </p>

<p>Biyofilmin insan sağlığı açısından farklı alanlardaki olumsuz etkilerini bu kadar detaylandırdıktan sonra biyofilmin yararlı olabileceğini söylemek epey şaşırtıcı olsa gerek … Fakat biz insanoğlu her şeyden olduğu gibi biyofilmden de nasıl yararlanabileceğimizi düşünmüş ve bulmuşuz. İlginçtir ki bazı mikrobiyal yakıt pillerinde biyofilmin içindeki canlılıktan faydalanılarak elektrik iletimi sağlanır. Bu durumdan faydalanılarak da temiz enerji üretimi, atık su arıtımı için bu alanlarda çalışanlar tarafından farklı metotlar denenir. Kısaca biyofilm yaşantımızın her evresinde karşılaşabileceğimiz bir yapı. Bu sebeple de ne olduğunu, nerede ve ne amaçla kullanıldığını bilmek büyük avantaj.</p>

<p> </p>

<p><strong>KAYNAKLAR:</strong></p>

<p>Aparna MS, Yadav S. Biofilms: Microbes and disease. Brazilian Journal of Infectious Diseases. 2008;12(6):526-530</p>

<p>A. Mahapatra, et al. Study Of Biofilm In Bacteria From Water Pipelines. Journal of clinical and diagnostic research: JCDR, sf: 9-11.</p>

<p><em>Başar Karaca, Arzu Çöleri Cihan, Ilgaz Akata, Ergin Murat Altuner. (2020). Çoklu İlaca Dirençli Bazı Biyofilm Üreten Enterococcus Suşlarında Beş Yenilebilir ve Tıbbi Makrofungus Örneğinin Anti-Biyofilm ve Antimikrobiyal Aktiviteleri.</em> <em>Turkish Journal of Agriculture - Food Science and Technology, 8</em>(1): 69-80.                               DOI: https://doi.org/10.24925/turjaf.v8i1.69-80.2723</p>

<p>Percival SL et al. Introduction to biofilms. In: Biofilms and Veterinary Medicine. Berlin Heidelberg: <em>Springer;</em> 2011. pp. 41-68.</p>

<p>* Dege, Y, Danış, Ü. (2020). Mikrobiyal Yakıt Hücresi Teknolojisini Kullanarak Atıksu Arıtımı ve Biyoenerji Üretimi: Literatür Araştırması. Ulusal Çevre Bilimleri Araştırma Dergisi, 3 (3), 128-140.</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//genel-hatlariyla-biyofilm/37/</link>
<pubDate>Thu, 12 Nov 2020 09:41:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Editör' den</title>
<description><![CDATA[<p>Merhaba.</p>

<p><em>Teknogazete</em>' nin önde gelen prensiplerinen biri, siyasetten uzak durmak. Ancak basın camiasının saygın isimlerinden Şeref Hoca' nın bir yazısından alıntı yapmadan edemeyeceğim. Kendisi siyasetten "particilik" anlamında uzak durmuş bu yazısında. Bunun yanında, dolaylı yoldan toplumun en temel kültür yapıtaşlarının yıpratılması sonucu silsileyle gelişen "ben işimi halledeyim de ...", "sonucundan bana ne, ben menfaatime bakarım" dan başlayan, bir işi yönetmek için "lüzumlu asgari bilgi birikimi ve bunu kullanabilme yetkinliği" ile devam eden, bizim "nitelik" olarak ta adlandırabileceğimiz kazanıma sahip olmayı gerek görmemeyle devam eden yozlaşmışlık emarelerine, dolaylı yoldan dem vurmayı ihmal etmemiş.</p>

<p>İbret alarak okudum.</p>

<p>#evdekalin</p>

<p> </p>

<p><strong>Şeref Oğuz' un yazısından birebir  alıntıdır.</strong></p>

<p>Eskimeye yüz tutan bir ezberimiz var: nitelikli işgücü ihtiyacı...</p>

<p>Sanki bu nitelik sadece çalışanda eksikmiş gibi davranıyor, girişimcinin niteliğini sorgulamıyoruz.</p>

<p><em>Katma değeri düşük işler kuran girişimcinin, katma değeri düşük çalışandan şikayet hakkı yoktur.</em></p>

<p>Değer üretemeyen iş süreçlerinde nitelikli işgücü çalıştırmak ne derece anlamlı?</p>

<p>"Ara eleman", "aranan eleman" sloganları özünde doğru olmakla birlikte, niteliksiz patronların elinde bu ara elemanlar, "arada". Ne iş gelişiyor ne de işçi niteliği...</p>

<p>Sen patron olarak kendini geliştirmez isen kullandığın işgücünde nitelik artışı olur mu? Ara eleman yetiştirmek için yoğun gayret başladı şükür. Milli Eğitim Bakanlığı ile sanayi ticaret odaları el birliği yapıyor, meslek liseleri gibi çözümleri yaygınlaştırıp aranan eleman dediğimiz kabiliyet havuzunu genişletmeye çalışıyorlar.</p>

<p>Ancak bu yetmez. Bize nitelikli girişimci gerekiyor.</p>

<p>"Ne iş olsa yaparım" cı eleman kadar, "ne iş olsa girişirim" patronların varlığın da bir sorun...</p>

<p>NİTELIK ARAYAN PATRON; PEKİ SEN NİTELİKLİ MİSİN?</p>

<p><strong>ŞEREF OĞUZ</strong><br />
<em>DÜnya Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı</em></p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//editor-den/36/</link>
<pubDate>Mon, 02 Nov 2020 09:44:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mr. Honda' nın Hayatı 3/6</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Savaş ve İflas Dönemi</strong></p>

<p>Hastanedeyken Soichiro kötü haberler aldı, zira onun ürettiği 30.000 piston yayı Toyota tarafından incelenmişti ve sadece 3 tanesi kalite testinden geçebilmişti. Buna ek olarak Soichiro gittiği meslek okulundan da atıldı.</p>

<p>Bu kadar kötü haberi pek çok kişi kaldıramazdı. Ancak iyileştikten sonra Soichiro Honda, kendi şirketini kurdu. Bu şirketin adı da Tokai Seiki idi. Bu kez ürettiği piston yayları sorunsuzdu ve üretim iyi bir ivme kazanmıştı.</p>

<p>2. Dünya Savaşı esnasında şirket Toyota’ nın piston yayı ihtiyacını neredeyse yarısını karşılar hale gelmişti. Ayrıca uçak gemileri ve uçaklar için de yedek parça üretiyordu Honda. Ancak 1945’ te 2. Dünya savaşında Japonya’ nın yenilmesi ve Tokai Seiki’ nin ABD uçakları tarafından bombalanmasıyla işler bir anda renk değiştirdi. Honda ülkenin kötü bir döneme girdiğini düşünerek büyük zarar gören kendi fabrikasını restore etmedi. 450.000 Yen karşılığında Toyota’ ya sattı. Yaklaşık bir yıl boyunca evinde yaşayan ve piyasadan uzak kalan Soichiro Honda, bu sürede kendini viski üretimine ve viski içmeye verdi.</p>

<p><strong>Honda Kuruldu</strong></p>

<p>1946 yılında gelindiğinde Honda bir kez daha kendi işini kurdu: Honda Teknoloji Araştırma Enstitüsü.</p>

<p>Bu süreçte moped üretimine ağırlık verildi. Askerlerin kullandığı telsizin donanımını alıp bisiklete yerleştiren ve mazot olarak göknar ağacı yağı kullanan Honda bu mopedlerden 1,500 tane satmayı başardı. 1947’ ye gelindiğinde Honda’ nın kendi üretimi olan çift pistonlu motor üretildi. Şirket iki yıl boyunca Enstitü adı aldıktan sonra ismi Honda Motor Company olarak değiştirildi.</p>

<p>1949 yılında Dream adlı çift pistonlu motosikletin üretimine başlandı. 2 yıl sonra da 4 pistonlu motorlar üretildi. 1958 yılında Super Cub adlı motosiklet ile ABD pazarına açıldı. Honda bu süreçte Japonya’ nın en büyük motosiklet üreticisiydi zaten. Dünya genelinde 200’ den fazla motosiklet firmasını geride bırakmıştı bile.</p>

<p><em>Patron Çalışanlarını Şaşırtabilmelidir.</em></p>

<p>Honda motosiklet üretmeye başlaması yabancı şirketlerin ilgisini çekti. Honda’ nın distribütörlüğünü almak için Japonya’ ya gelen bu şirketlerden bir tanesi Soichiro’ nun hayatında büyük bir etki bıraktı: Honda, misafirine sake adlı Japon içkisi ikram etti. Misafir de fenalaşıp  tuvalete gitti. Tuvaletten çıkınca sakinleşen bu adam, Honda ile müzakere edilen anlaşmayı imzaladı.</p>

<p>Soichiro bu olayı şöyle anlatıyor:</p>

<p>“Bir şirketin lideri, çalışanlarını şaşırtacak şekilde hareket edebilmelidir. Ekibinizin sizi takip etmesi için bazen bir hareket bile yeterlidir.”</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//mr-honda-nin-hayati-3-6/35/</link>
<pubDate>Wed, 30 Sep 2020 00:00:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Editör' den</title>
<description><![CDATA[<p>Merhaba.</p>

<p>Günlük hayatımızda, yaya veya sürücü olarak hergün iç içe olduğumuz trafik sorunundan bahsetmeyi düşünüyordum. Ancak yerel yönetimlerin ihmallerinden bahsetmemiz gerekeceği için, konu biraz da siyasete gelecekti. Durum böyle olunca bu konuyu köşem olan bir siyasi gazetede, belki de yazı dizisi olarak yazmaya karar verdim.</p>

<p>Bununla birlikte, "trafik = trafik polisi" OLMADIĞINI ifade etmek istiyorum.</p>

<p>Trafiğin sorun olmasının başlıca sebeplerini sayacak olursak, en başta</p>

<p>- Bilgisizlik<br />
- Umursamazlık<br />
- İhlale olan iştah<br />
- Trafik düzenlemelerindeki hatalar</p>

<p>geliyor.</p>

<p>Örneğin bölünmüş yollarda, dönerada, T kavşak, + kavşak (dörtyol) gibi yerlerde orta röfüj kesintiye uğrar. Kavşak başlangıcında sona erer ve kavşak bitiminde tekrar başlar. İşte bu yerlerde solunuzda kalan orta röfüjün son 25 metresinde sadece çim olabilir, çünkü buraların boş olması gerekir. Buralarda bulunan çeşitli bitkiler, ağaçlar ve bilhassa reklam raketleri ciddi tehlike yaratır. Araç kullanan sürücüler oturur pozisyonda oldukları için yola hemen hemen belimiz hizasından bakarlar. Kavşak başlangıcında özellikle sol taraflarından gelen araçları görebilmeleri çok önemlidir ki çarpışma olmasın. Oysa bu kritik yerlerde çevreyi güzelleştirmek adına ya bir bitki, ağaç, daha da kötüsü, gelir sağlamak amacı güden reklam raketi bulunur ve görüşü engeller. O çevreyi güzelleştirmek adına dikilen bitkiler, gelir sağlamak maksadıyl oraya konan reklam raketleri, bazan tabelaları, sürücüler için kaza riski yaratır.</p>

<p>Siz siz olun, böyle yerlerde daha dikkatli araç kullanın.</p>

<p>Araç kullanın.</p>

<p>Toplu taşımadan yararlanmayın.</p>

<p>Daha da iyisi, evde kalın.</p>

<p>#evdekal</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//editor-den/34/</link>
<pubDate>Fri, 30 Oct 2020 14:51:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>VPN Nedir? VPN Hakkında Bilinen Yanlışlar</title>
<description><![CDATA[<p>VPN Nedir? Sanal Özel Ağ (VPN) küresel internet gibi ortak ağ altyapısı içerisinde oluşturulan şifreli sanal bir ağ bağlantısıdır. VPN bağlantısı ile evden çalışan bireyler ya da seyahat ederek çalışan bireyler şirketin merkez ağına dünyanın herhangi bir yerinden rahatlıkla erişebilirler.</p>

<p>VPN bağlantısı şirketler tarafından çok benimsenmiş bir teknoloji olmakla birlikte son yıllarda erişim engellerinin ve bireylerin kişisel veri ve bilgilerini korumaya olan ilgisinin artması ile birlikte bireysel kullanımda da yüksek bir artış gözlenmektedir.</p>

<p>Veri ihlallerinin arttığı ve kişilerin veri ve bilgilerin altın değerinde olduğu günümüzde birçok kişi internet bağlantılarını güvende tutmak için VPN kullanıyor. Güvenilir VPN programı kullanılan bir cihazdan çıkan veri paketleri kullanılan tünelleme protokolleri ile öncelikle başka bir paket içine alınır; yani kapsüllenir. Kullanılan kriptografi algoritmaları ile bu veri paketi içerikleri şifrelenir. Bu şekilde internet bağlantınızı ağınıza saldırıda bulunmak isteyen siber saldırganlardan koruyabilirsiniz.</p>

<p>VPN hakkında bilinen yanlışlardan biri de VPN programlarından gizliliğine gereksiz yere düşkün olan insanların yararlandığıdır. Veri ihlallerinde siber saldırganların peşinde oldukları şeyin nihai olarak kişisel veri ve bilgiler olduğu düşünüldüğünde VPN kullanarak kişisel internet bağlantısını güvence altına almak ve IP adresiniz gizlemek günümüzde internet özgürlüğünün olmazsa olmazları arasında düşünülebilir.</p>

<p>VPN hakkında bilinen yanlışlardan bir diğeri de VPN kullanmanın yasal olmadığıdır. VPN kullanmak değil VPN’i yasal olmayan aktiviteleri gizlemek ve saklamak adına kullanmak yasaktır. VPN kullanımı sırasında yasal olmayan herhangi bir aktivite gerçekleştirmediğiniz sürece VPN kullanmanız yasaldır.</p>

<p>VPN hakkında bilinen diğer bir yanlış ise VPN’in internet üzerinde gerçekleşen bütün aktiviteleri şifrelediğidir. Bu kısımda dijital ayak izlerinden bahsetmemiz gerekiyor. Dijital ayak izleri Aktif ve Pasif olmak üzere iki sınıfta inceleniyor. Aktif dijital ayak izleri bir internet kullanıcısının bilerek internet üzerinde paylaştığı mesajlar, oluşturduğu profiller, koyduğu fotoğraflar ve videoları içerir. Örneğin, sosyal medyada paylaşılan her şey aktif dijital ayak izi sınıfına girmektedir. Cihazınıza internet servis sağlayıcınız tarafından atanan IP adresi, web sitelere girdiğinizde cihazınıza hakkınızda veri toplamak için yerleştirilen çerezlerdeki veri ve bilgiler pasif dijital ayak izlerine girmektedir. VPN kullandığınızda IP adresiniz değişiyor ve pasif dijital ayak izinizi gizlemiş oluyorsunuz fakat VPN internette kasıtlı olarak bıraktığınız izleri şifrelemez. VPN kullandığınızda internet geçmişiniz bazı web site ve web hizmetleri tarafından hala kaydedilir çünkü buna sebep olan çerezlerdir.</p>

<p>VPN hakkındaki bir diğer yanlış ise ücretsiz VPN programlarının güvenilir olduğudur. Ücretsiz VPN programları ile kendi veri ve bilgilerinizi gönüllü olarak üçüncü partilere sağlıyor olabilirsiniz. VPN programı kullanımının amacı gizlilik, güvenlik ve anonimlik iken ücretsiz VPN programları sizin internet aktivitelerinizi sunucularında kaydediyor olabilir. Ücretsiz VPN programlarında kill-switch gibi bir özellik olmayacağından dolayı anonimliğinizi ve gizliliğinizi bir internet bağlantısı kopukluğu sırasında kaybedebilirsiniz.</p>

<p>Ücretsiz VPN programları kişisel veri ve bilgilerinizi satarak, size reklam göstererek ya da size uygulama içi alım yaptırarak kazanç sağlamaya çalışırlar. Ücretsiz VPN programlarının kullandığı kriptografi algoritmalarına dikkat etmekte fayda var. Herhangi bir VPN programını sürekli kullanmaya başlamadan önce o VPN programının internet geçmişinizi, internet aktivitelerinizi, IP adresinizi herhangi bir sunucusunda kaydetmediğinden; ‘’Günlük Kaydı Yok’’ diye beyanı olduğundan emin olmanızda fayda var. Ayrıca, VPN programının iyi bir kullanıcı arayüzüne sahip olup olmadığına, müşteri hizmeti sunup sunmadığına, bir hesabın aynı anda birden fazla cihazda kullanılabilir olup olmadığına ve bağlantı protokollerine dikkat etmeniz yararınıza olacaktır.</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//vpn-nedir-vpn-hakkinda-bilinen-yanlislar/33/</link>
<pubDate>Fri, 02 Oct 2020 21:22:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Editör' den</title>
<description><![CDATA[<p><em>Bana trafikteki duruşunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.</em></p>

<p align="right"><strong><em>Dr. Mehmet Yavuz</em></strong></p>

<p> </p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Murat%20Erki/Trafik-01.jpg" style="width: 658px; height: 330px;" /></p>

<p>Merhaba. Bu hafta, her gün canımı yakan TRAFİK sorununa teknik bir açıdan yaklaşmayı düşünüyordum. Ancak, bu konuda yazmış çizmiş, bir anlamda meslektaşım sayılan, Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz’ un 8 Şubat’ ta Hürrüyet Gazetesi’ nde yazmış olduğu aynı konudaki yazısından bir bölümü sizlere aktarmaya karar verdim.</p>

<p>“Geçenlerde Yunanistan’dan bir misafirimiz kendi özel aracı ile ziyaretimize geldi. Yıllardır araç kullanan bu misafir, ‘İstanbul’da araç kullanmak için arabanın her tarafında dikiz aynası olması gerekir’ diyerek otomobilini kaldığı otelin parkına çekti ve tatili sürecince her yere taksi ile gidip geldi. Trafik, bir ülkenin medeniyet ölçüsünü gösteren en önemli kriterlerden biri. Aynı zamanda insan kalitesini de gösteriyor. Bir şehir trafiğinde ne kadar Korna sesi varsa o kadar medeniyetsizlik vardır.</p>

<p>Konuyu psikoloji boyutunda tahlil edersek, trafik esnasında bir araç olsun öne geçmeye çalışanlar, diğerlerinin önüne geçmek için şerit değiştirenler, kısacası yol gaspı yapan kimseler, eline fırsat geçtiğinde her türlü yolsuzluğu yapabilecek potansiyele sahip kişilerdir. Trafikten sorumlu bir idareci ya da mülki amir, resmi görev dışında mevcut konumunu trafikte avantaj sağlamak için de kullanıyorsa, mesela geçmemesi gereken emniyet şeridini kullanıyorsa, o kişi de makamını her türlü kişisel çıkar için kullanabilecek potansiyele sahip demektir. Seyir esnasında önündeki aracı geçmek için mazeretsiz olarak sollama yerine sağdan geçen sürücüler, hayatlarının diğer dönemlerinde de muhtemelen kurallara uymayan, sabırsız, aceleci kişilerdir. Bu bireyler fırsatçı tavırları ile hem kendilerine imtiyaz sağlarken, hem de kuralları dikkate almayan tarzları ile toplum normlarını da çoğu kez zorlar. Ayrıca hayatlarının her döneminde hata yapma potansiyelleri ortalamanın üzerindedir. Aşağılık kompleksi olan kişiler, trafikte kurallara uymadıkları zaman kendilerini kurallara uyan kişilerden daha üstün görürler. Başka bir sürücü tarafından geçilmeyi, özbenliklerine yapılan bir saldırı ya da saygısızlık olarak düşünürler. Yaptıkları çılgınca sollamalar, <em>varoluşlarını araç kullanarak göstermeleri</em> dir. Bu kişiler genelde kendilerini başarıları, kariyerleri ve gelişmişlikleri ile kanıtlayamamış bireylerdir.</p>

<p>Sıkışık trafikte bir araç daha öne geçebilmek için diğer sürücüleri sıkıştıranlar, makaslayanlar, sıkışık trafikte sanki kendileri uyanık, diğer kişiler aptalmış gibi emniyet şeridinde seyredenler, önü kapalı olduğu halde, sağdan gelip öne geçmeye çalışanlar başlıca trafik stresi oluşturan unsurlardır.”</p>

<p><strong>Kaynak:</strong> Nöroloji Uzmanı Dr.Mehmet Yavuz,</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//editor-den/32/</link>
<pubDate>Mon, 21 Sep 2020 17:34:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bilim, Doğanın Derinliklerinde</title>
<description><![CDATA[<p>Doğa tüm güzelliklerini, mükemmel mimarisini, sıra dışı özellikleri barındıran canlı unsurları ile gözler önüne sermekte. Asıl olay bunu insanoğlunun tüm bunların farkına varabilmesindedir. Bu da ancak ve ancak canlıları ve doğal olayları farklı bakış açıları ile gözlemleyerek bilimsel süreç basamaklarını tek tek izleyip süzgeçten geçirirken hayal gücünün sınırlarını zorlamak ile mümkün olabilir.</p>

<p>Doğadan ilham almak olarak ifade edilebilecek olan biyomimikri tam da bu sırada devreye girmektedir. Biyomimikri daha açık bir ifadeyle doğada bulunan unsur ya da unsurlardan esinlenerek insanların ihtiyaçlarına yanıt olabilecek buluşların meydana getirilmesi veya var olanların iyileştirilmesidir. Biyomimikrinin (özellikle teknoloji veya mimari alanında) uygulandığı pek çok inovasyon örneği bulunmaktadır. Burada birkaç ilginç tasarıma yer vermek istiyorum.</p>

<p>Bunlardan bir tanesi <em>Ostraciidae </em>familyasına ait olan sarı kutu balığı (<em>Ostracion cubicus</em>)’nın vücudunun aerodinamik ve hidrodinamik özelliklerinden yararlanılarak enerji açısından çok daha verimli otomobilin üretilmesidir. Üretilen otomobilde % 20 yakıt tasarrufu sağlanmaktadır. Sarı kutu balığının vücudu adını aldığı kutuya benzemektedir. Sert ve pürüzlü gerektiğinde salınabilen çıkıntıları sayesinde mükemmel hareket ve manevra kabiliyetlerini keşfeden  bilim insanları bunu oldukça yaygın olarak kullanılan otomobillerin tasarımına entegre ederek hareket halindeki otomobilin hava ile olan sürtünme katsayısını yalnızca aerodinamik yapı ile indirgemeyi başarmışlardır.</p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/004-01(1).png" style="width: 437px; height: 277px;" /></p>

<p>Göze çarpan uyarlamalardan biri de mayoları ile ünlü bir firmanın “fastskin” isimi mayo tasarımında köpekbalıklarının derisinden yararlanmalarıdır. Bir elektron mikroskppisi görüntüsü incelendiğinde köpekbalığının derisinde dermal dişçikler denilen diş benzeri pulların olduğu görülür. Bu dermal dişçiklerin görevi köpekbalıklarının hareket sırasında sudaki sürtünmesini azaltarak hızlı hareket etmesini sağlamaktır. Tasarlanan mayo da bundan esinlenerek üretilmiştir.</p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/004-02.jpg" style="width: 390px; height: 390px;" /><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/004-03(1).jpg" style="width: 594px; height: 390px;" /></p>

<p>Lotus çiçeği, yapraklarında bulunan bir özelliği ile başka ilginç bir biyotaklit olarak karşımıza çıkıyor. Almanya’da bulunan Bonn Üniversitesi’nde botanik alanında uzman olan bir araştırmacı tarafından Lotus çiçeğinin yaprağının doğal olarak kendi kendini temizleme ve su itici özelliği olduğunu keşfetmesi ve buna lotus etkisi adını vermesinin ardından biyobenzetim ile tekstil, boya ve cam gibi ürünlerin nanoteknolojisinin de temelini oluşturdu. Hatta yüksek binaların dış cephelerinin temizlenmesi problemlerine nispeten çözüm getirdi. Bir Alman şirketi beş yıl boyunca deterjana ihtiyaç duyulmadan binanın kendisini temiz tutacağı garantisini verdiği bir dış cephe kaplaması geliştirdi.</p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/004-04.jpg" style="width: 259px; height: 194px;" /></p>

<p>Yusufçuklar helikopterlerin, termit kuleler Eastgate Merkezi’nin, yalıçapkını Japon trenlerinin, yılanların iskeleti ve arıların petekleri mimaride binaların iç yapısını ya da dayanıklılığını sağlayan temellerin tasarımında ilham kaynağı olmuştur. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.</p>

<p>Henüz ondan öğreneceğimiz çok şey var…</p>

<p>İşte tam da bu sebeple doğanın gücüne inanalım ve ona sahip çıkalım!</p>

<p> </p>

<p><strong>KAYNAKLAR:</strong>:</p>

<p><a href="https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1876610219312007#!"> Chowdhury</a>, H., <a href="https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1876610219312007#!"> Islam</a>, R., , M.,  <a href="https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1876610219312007#!"> Zaid</a>,M.,  <a href="https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1876610219312007#!"> Loganathan</a> B.,  <a href="https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1876610219312007#!"> Alam</a> F. (2019). Design of an energy efficient car by biomimicry of a boxfish. <em>Energy Procedia, </em>160 40-44.</p>

<p>Ian K. Bartol, Malcolm S. Gordon, Morteza Gharib, Jay R. Hove, Paul W. Webb, Daniel Weihs, (2002). Sert gövdeli, Çok tahrikli Boxfishes Kabuklarının Çevresindeki Akış Modelleri (Teleostei: Ostraciidae), <em>Bütünleyici ve Karşılaştırmalı Biyoloji, 42,</em> (5) 971–980, <a href="https://doi.org/10.1093/icb/42.5.971">https://doi.org/10.1093/icb/42.5.971</a></p>

<p>GENÇ, Melda. Doğa, Sanat ve Biyomimetik Bilim, Sanatta Yeterlik Çalışması Raporu, Ankara, 2013.</p>

<p>Altun, Ş. (2019). Doğanın inovasyonu. Hümanist, 2. Baskı, İstanbul.</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//bilim-doganin-derinliklerinde/31/</link>
<pubDate>Mon, 28 Sep 2020 17:01:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Editör' den</title>
<description><![CDATA[<p>1989 yılında, İstanbul' a ilk kez gelen Carlos Santana Her turist gibi Sultanahmet’ te Türk kahvesi içerken  ayakkabı boyacılığı yapan Roman çocuklar ona sesleniyor. “Heyy! Hello Santana! Welcome İstanbul. I love you Santana!"</p>

<p>Santana hem çok mutlu oluyor, hem de çok şaşırıyor.</p>

<p>“Çocuklar beni nasıl tanıdınız?"</p>

<p>"Biz boya yaparken bazı müşteri gazete okur ya, esmini orada gördük. Dünya Yıldızı Santana İstanbul' a geliyor, yazıyordu. O yüzden hemen tanıdık seni."</p>

<p>Santana onlara "yarın akşam konserim var, gelmek ister misiniz?" der ve çocuklar,</p>

<p>"Hem de çok isteriz” cevabını verir.</p>

<p>Konser gecesi Açıkhava' da müthiş bir izdiham. Roman çocuklar ellerinde davetiyelerle VIP kapısına gelince kıyamet kopar.</p>

<p>“Kimden çaldınız lan bu davetiyeleri”</p>

<p>“Santana'nın misafirleriyiz, o verdi bunları bize” iyen çocuklar silletokat kovulur.</p>

<p>Ama Çocuklar pes etmez.</p>

<p>“Santanaaa! Santanaaa! Help, help !” diye basarlar feryadı.</p>

<p>Bir şekilde seslerini rehber duyar, çocukları alıp kulise, Santana' nın yanına getirir. Salya sümük, gözyaşları içinde başlarına geleni anlatırlar. Santana, “Misafirlerimi alın ve yerlerine oturtun” der.</p>

<p>Çocukların yerlerine çoktaan birileri oturmuştur bile. Vali yardımcısının kızı, damadı, belediyeden falancanın bacanağı, filancanın eltisi, görümcesi. “Biz protokolüz kardeşim, kalkmayız” derler.</p>

<p>Durum ‘ ya iletilir. Santana der ki, “onlara söyle, benim misafirlerime kimse saygısızlık yapamaz, sahneye çıktığımda çocukları en ön sırada, görmezsem tek bir nota çalmam, bedeli ne ise de öderim."der.</p>

<p>VIP koltuklarına çökenler tek tek kaldırılır. En ön protokole Santana’ nın VIP misafirleri Roman çocuklar oturtulur, ve Carlos Santana sahneye çıkar.</p>

<p> “Adam” olmak her insanın harcı değildir. Yürek ister, mertlik ister, mütevazilik ister, bilgi ister, görgü ister. Ve bir de, Gönül ister.</p>

<p>İşte bu yüzden ki, Santana gibi sanatçılara virtüöz, muhteşem, büyük star denmeden önce ‘’Adam’’ denir.</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//editor-den/30/</link>
<pubDate>Tue, 15 Sep 2020 13:15:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mr. Honda' nın Hayatı 2/6</title>
<description><![CDATA[<p>Bugün: “Abi araba deyince Japon’ dan şaşmayacaksın.” sözlerinin aslında Soichiro Honda’ ya yönelik söylendiğini kabul edebiliriz.</p>

<p>HONDA, 3 Zevk felsefesini benimsemiştir:</p>

<ol>
	<li>Honda mühendislerine yönelik <em>üretim zevki</em></li>
	<li>Bayi çalışanlarına yönelik <em>satış zevki</em></li>
	<li>Müşterilere yönelik <em>Honda kullanma zevki</em></li>
</ol>

<p>Özetle HONDA, üreticiden tüketiciye kadar herkesi memnun etmek felsefesini benimsemiş.</p>

<p>Soichiro Honda’ yı daha iyi tanımaya, fabrika kurduğu dönemden öncesine bir göz atarak başlayalım.</p>

<p><strong><em>Oto tamircide çalışmaya başlamıştı</em></strong></p>

<p>1922 yılında ortaokulu bitiren Honda, gazetede bir iş ilanı görmüşü. Tokyo’ daki bir oto tamir atölyesine ait olan bu ilan nedeniyle Honda Tokyo’ ya gitti ve işe alınarak burada çalışmaya başladı. Atölyedeki en genç çalışan olan Honda, bu atölyede üretilen yarış otomobillerinin tasarımını da yakından izleme fırsatı buldu.</p>

<p>1923 yılında deprem nedeniyle meydana gelen bir yangında, atölyedeki üç aracın yanmasını önleyen Honda patronunun gözüne girdi ve Curtiss adlı yarış aracının bakımında görev almaya başladı.</p>

<p>Honda’nın çalıştığı Art Shokai adlı bu atölye Tokyo’da gittikçe popüler olmaya ve yeni şubeler açmaya başladı. Bu şubelerin birinin başına ise 21 yaşındaki Soichiro Honda getirildi. 1923 yılındaki depremden ders çıkaran Honda, kırılmaya ve yanmaya karşı dayanıklı yedek parçalar üretmeye başladı.  Tahtadan yapılan jantları, metal jantlarla değiştirdi ve hatta bunun patentini dahi aldı. Atölye çok iyi kazanç elde etmesine rağmen Soichiro Honda kazandığı tüm parayı yine ürün geliştirmeye yatırıyordu ve Art Shokai’nin sahipleri bu durumu desteklemiyorlardı.</p>

<p><strong><em>Eğitim Almaya Karar Verdi</em></strong></p>

<p>Soichiro Honda, neredeyse atölyede yaşar hale gelmişti ve piston yayı geliştirmeye çalışıyordu. Öyle ki eşinin mücevherlerini bile atölyeye yatırmıştı. Tüm çabalara rağmen istediği başarıyı elde edemeyen Honda, bir süre sonra kendini eğitime verdi.</p>

<p>“Teori yaratıcılık kazandırsaydı tüm öğretmenler mucit olurdu.” diyen Honda motor ve otomotiv okulunda dersler almaya başladı. Arta kalan zamanlarda da yarış aracı tasarımına devam ediyordu. Kendi motor soğutma yöntemini bularak yarış otomobillerinin yaşadığı temel bir sorunu çözdü. Onun ürettiği motorlar, yarışlarda fazla ısınma nedeniyle bozulmuyordu. Bu nedenle yarışlarda aktif rol alarak yeni ürettiği motoru denemeye karar verdi.</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//mr-honda-nin-hayati-2-6/29/</link>
<pubDate>Mon, 21 Sep 2020 13:01:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mr. Honda' nın Hayatı 1/6</title>
<description><![CDATA[<p><em>'Biɾ şiɾket, eski başkanı nadiɾen işe kaɾıştığında ve başkanlığın liyakat sahibine veɾilmesini sağlamak konusunda da katı olduğunda ileɾleɾ.'</em></p>

<p style="text-align: right;"><strong>Soichiro Honda</strong></p>

<p> </p>

<p>1938 yılında, Bay Honda henüz okulda öğɾenciyken, sahip olduğu heɾ şeyi biɾ küçük atölyeye yatıɾmış, piston ɾingleɾi konusunda kafasındaki fikɾi geliştiɾmeye koyulmuştu.</p>

<p>Çalışmalaɾını Toyota şiɾketine satmak istediği için gece gündüz çalışmış, diɾsekleɾine kadaɾ yağlaɾa batmış, o atölyede yatıp kalkmış, sonuç alacağına olan inancını hiç biɾ zaman yitiɾmemişti.</p>

<p>İşini süɾdüɾebilmek için kaɾısının mücevheɾleɾini bile ɾehine koymak zoɾunda kalmıştıɾ. Ama sonunda piston ɾingleɾini tamamlayıp Toyota’ya sunduğunda, bunlaɾın Toyota standaɾtlaɾına uymadığı söylendi. Onu geɾisin geɾi iki yıllığına okula yolladıklaɾında, öğɾetmenleɾiyle aɾkadaşlaɾı ona gülmüş, tasaɾımlaɾının çok saçma şeyleɾ olduğunu söylemişleɾdi.</p>

<p>Ama o, bu tecɾübenin acısına odaklanacağı yeɾde, amacına olan konsantɾasyonunu süɾdüɾmüştüɾ. İki yıl daha geçtiğinde, Toyota ona hayalindeki anlaşmayı sunmuştuɾ. İhtiɾasıyla inançlaɾının sonuç veɾişi, ne istediğini bildiği, eyleme geçtiği, neleɾin iyi sonuç veɾdiğine dikkat ettiği, istediğine ulaşıncaya kadaɾ yaklaşımını süɾekli değiştiɾdiği için başarmıştı.</p>

<p>Ama o sıɾada oɾtaya yeni biɾ soɾun çıktı.</p>

<p>Jaρon hükümetinin savaşa hazırlandığı günlerdir o günler.</p>

<p>Fabrikasını kurmak için ihtiyacı olan betonu ona vermediler.</p>

<p>Vaz mı geçti? Hayır.</p>

<p>Bunun ne büyük haksızlık olduğuna mı konsantre oldu?</p>

<p>Rüyasını ölmüş mü saydı?</p>

<p>Asla.</p>

<p>Yine tecrübelerini kullanmaya karar verdi ve yeni bir strateji geliştirdi.</p>

<p>Ekiρ arkadaşlarıyla birlikte, kendi betonlarını yaρabilecekleri yeni bir süreç geliştirerek bu betonla fabrikasını kurdu.</p>

<p>Savaş sırasında o fabrika iki kere bombalanmış, imalat tesislerinin önemli bölümleri mahvolmuştu. Mr. Honda’ nın cevabı ne olmuştu o zaman?</p>

<p>Ekibini toρladı ve ABD ordusunun fırlatıρ attığı benzin tenekelerini biriktirdi. Bunlara “Başkan Truman’ın Armağanları” diye isim takmıştı, çünkü niyeti o tenekeleri kendi imalatında hammadde olarak kullanmaktı. Savaş sırasında Jaρonya’da bu tür maddeler bulunmuyordu. Sonunda bütün bunları arkasında bıraktığında, bu sefer de bir deρrem, fabrikasını yerle bir etti. Mr. Honda da o sırada ρiston oρerasyonunu Toyota’ ya satmaya karar verdi.</p>

<p>Devamı haftaya ...</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//mr-honda-nin-hayati-1-6/28/</link>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2020 13:12:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bu Kertenkele Farklı ...</title>
<description><![CDATA[<p><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/003-1.jpg" style="width: 994px; height: 631px;" /></p>

<p>Kertenkele denince hemen hepimizin aklında dört bacaklı, benekli, parmakları olan, yaklaşık 7-10 cm boyunda yukarıdaki fotoğraftakine benzer bir sürüngen görüntüsü canlanır. Şüphesiz daha büyük boyutlarda, değişik vücut özelliklerine sahip kertenkeleler de bulunmaktadır.</p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/003-2.jpg" style="width: 963px; height: 654px;" /></p>

<p>İşte onlardan biri de <em>Pseudopus </em>cinsinin üyesi olan oluklu kertenkele (<em>Pseudopus apodus</em>)’dir.     Bacakları olmaması ve yılanlar gibi sürünerek hareket etmesi oluklu kertenkeleleri alışılmışın dışında kılar. Nitekim sınıflandırılmalarından da anlaşılacağı üzere yılan değildirler. Göz kapaklarının olması ve kulak deliklerinin bulunması onların yılan türlerinden ayırt edilmesine olanak tanır. </p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/003-3.jpg" style="width: 276px; height: 183px;" /></p>

<p>Oluklu kertenkeleler isimlerini vücutlarının iki yan kısmında bulunan boyun bölgesinden başlayıp kloaka kadar uzanan oluk biçimindeki girintilerden alırlar. Keratin pullarla kaplı olan derilerinin altında kemik plakalar bulunur. Darbelere karşı kalkan görevi gören bu plaklar onların hareket esnasındaki elastikiyetlerini kısıtlayıcı niteliktedir. Oluk kısımlarında bu kemik plakalar bulunmaz ve soluk alma sırasında dışa doğru esneyerek akciğerlerin kapasitesine katkıda bulunur. Boyları 150 cm uzunluğuna erişebilir. Kuyrukları toplam uzunluklarının yaklaşık yarısı kadarını oluşturur yani uzunca bir kuyruğa sahiptirler. Diğer kertenkeleler gibi tehlike anında kuyruk bırakma eğilimi vardır ve kopan kuyruğun yerine yenisi gelişebilir. Ancak böylesine uzun ve büyük bir depo birimini kaybetmek hayati risk taşır. </p>

<p>Evrimsel süreçte bacakları körelmiş olan ve artık mahmuz şeklinde arka bacak kalıntısına sahip bu oldukça uysal olan ve insanlar için tehlike arz etmeyen bu sürüngenler taşlık alanlarda, bağ ve bahçelerde, çalılık, fundalık makilik alanlarda yaşar. Böcek, çekirge, diğer kertenkeleler, salyangoz ve küçük fareler ile beslenen oluklu kertenkeleler ülkemizde oldukça geniş yayılış göstermelerine rağmen nesilleri tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Peki ama neden? İklim değişikliği, yanlış kentsel yapılaşma, anız yakımı, görüntüsünün ilk bakışta yılanlara benzetilip tehlikeli sanılarak insanlar tarafından öldürülmesi sebepleriyle nesilleri tehlike altına girmektedir. </p>

<p>Oluklu kertenkeleler de diğer tüm canlılar kadar ekolojik yaşamda önemli bir yere sahiptir. Özellikle tarım alanlarında zararlılarla mücadele konusunda çiftçilere büyük ölçüde avantaj sağlarlar. Bunu nasıl yaptıklarını bir basit bir senaryo ile açıklayalım. Bir tarım arazisi ve burada yetiştirilen ürünler ile beslenen böcekler olduğunu düşünelim. Bu ürünlere zarar veren böceklerden kurtulabilmek için zirai ilaçlar kullanılarak ilaçlama yapılabilir ancak tarımda kullanılan zirai ilaçların toprak ve suya karışarak kirlilik yaratabilir ya da bir zaman sonra böcekler kullanılan zirai ilaca direnç gösterebileceğinden artık zararlı böceklerden kurtulmak konusunda yeterli olmayabilir. Oysa ki tarım alanının olduğu bölgede bu böcekler ile beslenen oluklu kertenkeleler olsaydı, tarım zararlısı böceklerden kurtulmanın en ucuz ve ekolojik yolu olacaktı.</p>

<p>Son birkaç yıldır uzman biyologlar bu konuya dikkat çekmiş olsalar da henüz tam bir bilinç oluştuğu söylenemez. Özellikle yeni normalin gündemde olduğu son dönemlerde doğa ile iç içe insanlardan uzakta sakin yerlerde tatil yapmak oldukça popüler bir hal almış durumda. Nehir kenarlarında, çalılıkların arasında, kamp ve piknik alanlarında karşılaşabileceğiniz bu zararsız ve sevimli olan canlılar sizi korkutmasın. </p>

<p>Unutmayalım ki doğa ve içerisinde bulunan unsurların tümü teknolojik ilerlemelerde, gıda sektöründe, tıpta, ilaç sektöründe ve daha birçok alanda bizim ilham kaynağımız… Doğadan öğreneceğimiz ve modern yaşama yansıtacağımız daha çok şey var. Bunun için onu iyi korumalıyız. </p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//bu-kertenkele-farkli/27/</link>
<pubDate>Mon, 07 Sep 2020 11:45:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Editör' den</title>
<description><![CDATA[<p>Merhaba</p>

<p>Pandemi döneminin ilerleyen günlerinde kimi esnek çalışma kimi ise ücretli izin uygulamaları ile işletelerimizden kazanç sağlamaya değil, varolan sistemimizi korumaya çalıştığımızı göz önünden ayırmamalıyız. Eskisinden daha az sıklıkla evimizden çıkıyor olmamıza karşın başkalarıyla temas etmemek adına toplu taşıma yerine çoğunlukla kendi özel araçlarımızla bir yerden bir yere gittiğimiz şu günderde trafiğin daha kalabalık olmasını beklerken görece daha tenha yollarda araç kullanıyoruz. Bu durum bize, evinden dışarı çıkanların bir hayli azaldığını gösteriyor.</p>

<p>"Çarkın" dönmesi ve hayatın devam etmesi nasıl mümkün oluyor öyleyse?</p>

<p>Daha teknolojik yaşayarak, akıllı cihazlar ve bilgisayarlarla "uzaktan" çalışarak ve idamemiz için gerekli malzemeyi e-ticaret platformlarından temin ederek.</p>

<p>Çok dar bir ürün yelpazesine sahip n11 mağazamız ayda 3-4 sipariş anca alırken bu sayının haftada 10-15' e çıkmış olması bunun göstergelerinden bir tanesi.</p>

<p>Moralimizi yüksek tutalım. </p>

<p>#evdekal</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//editor-den/26/</link>
<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 00:02:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İlaç Endüstrisinde Organik Kimya ve Kimyagerin Oynadığı Rol</title>
<description><![CDATA[<p>İlaç bilimi önemli bir alandır. Farmasötik ilaç bileşiklerini ortaya çıkarmak için kullanılan farklı bilim alanlarını içerir. İlaç olarak yeni kimyasal bileşiklerin tasarımıyla ilgili hesaplamalı kimya. Farmasötik kimya ve Organik kimya, farmasötik ilaçların hazırlanmasında yer almaktadır. Analitik kimya, ilaçların kalite kontrolünü ve analizini içerir. Farmasötikler, kapsüller, tabletler, enjeksiyonlar, vb. Gibi ilaç formülasyonlarının yapımındaki problemleri ele alır. Organik kimya, yeni tasarlanmış farmasötik bileşiklerin  sentezini geliştirmenin araştırılmasıyla ilgilenir.</p>

<p>İlaç endüstrisinin ilaç keşfi ve geliştirme için sentetik kimyada gelişmiş yeteneklere ihtiyaç duyulan bir alandır. Yeni moleküller genellikle kendilerini üretmezler - daha ziyade karmaşık bir hipotez, tasarım ve sentez sürecinden ortaya çıkan kümülatif son üründürler. İlaç endüstrisi, karmaşık ve dikkatle planlanmış adım adım sentetik bir süreçle bileşikler oluşturan ve mevcut öncülerden orijinal moleküller yapan binlerce kimyager istihdam etmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, sentetik kimyanın aynı zamanda ilaç tasarımında yeniliğe de katkıda bulunduğu, sadece bir amaca ulaşma aracı olma şeklindeki gündelik sürecin ötesine geçerek ve bunun yerine ilaç keşfinde yaratıcı bir role sahip olduğu artık kabul edilmektedir. Yeni inşa tekniklerinin mimarların hayal gücünü ve yaratıcılığını harekete geçirmesi gibi, yeni kimyasal reaksiyonlar ve sentetik dönüşümler de ilaç tasarımına ilham verebilir. Paradoksal olarak, pek çok ilaç şirketinin sentez taahhüdünü azalttığı ve bu alanı ilaç keşfinde yenilik için gerekli olmadığını gördüğü üzücü bir şekilde doğrudur.</p>

<p>Son yıllarda Nobel Ödülü, organik kimyada sentez türleri olan asimetrik hidrojenasyonlar ve epoksidasyonlar, paladyumla katalize edilen çapraz bağlantılar ve halka kapama metatezi gibi yeni sentetik metodolojileri kabul etti ve bunlar, ilaç tasarımında yeni yönler sağlamıştır. Tıbbi kimyagerler, karmaşık, ilaç benzeri moleküllerde reaktiviteyi kontrol eden ve yeni kimyasal alan açan yöntemleri kullanmaktan oludkça yaygınlaşmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte sentetik yenilikteki büyüme devam ediyor. Genişleyen bir sentez alanı, bir dizi hafif kimyasal dönüşüm için görünür ışık  katalizini kullanmıştır. Örneğin, heteroarenlerin doğrudan triflorometilasyonu, ilaç benzeri moleküllerdeki geleneksel olmayan bağların aktivasyonuna ek olarak geniş fonksiyonel grup toleransı nedeniyle farmasötik endüstrisinde geniş çapta benimsenmiştir.</p>

<p>Sentetik kimyadaki buluşlar, önemli terapötik değeri olan ilaçların keşfi ve geliştirilmesi için ilham verir. Son gelişmelere rağmen, moleküler tasarım, sentezdeki çözülmemiş problemler nedeniyle hala sınırlıdır. Sentetik kimyanın hiçbir zaman bileşik tasarımı veya ilaç keşif hızını sınırlamayacağı ve ayrıca keşfedilmemiş kimyasal alana ilham veren bir erişim sağlayacak şekilde çok daha fazlasının icat edilmesi gerekiyor. Çözülmemiş temel sentetik problemlerin örnekleri arasında, heteroaromatiklerin seçici doygunluğu ve işlevselleştirilmesi, oldukça işlevselleştirilmiş, kısıtlanmış bisiklik aminlerin özlü sentezi ve karmaşık moleküllerde son derece kontrollü C-H işlevselleştirmesi yer alır.</p>

<p>İlaç endüstrisi ile bu alandaki önde gelen akademik gruplar arasındaki işbirliğinin yeni ve yıkıcı sentetik kimyayı yenilemek için gerekli olduğuna inanılır. Son zamanlarda ortaya çıkan en etkileyici fikirlerden biri, son derece karmaşık bileşiklerdeki atomların tamamen seçici bir şekilde eklenebileceği, silinebileceği veya değiştirilebileceği 'moleküler düzenleme' kavramıdır.</p>

<p>Yapısal düzenleme heyecan verici bir hedeftir, ancak dönüşümsel sentetik kimya için baskı düşünüldüğünde imkansız değildir. Birçok ilaç şirketi ile birlikte, gelecekte ilaç tasarımını geliştirecek, hızlandıracak ve ilham verecek sentetik zorluklar için yeni çözümler geliştirmede akademik kimyagerlerle birlikte  çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.</p>

<p> </p>

<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>

<p>American Chemica Society, USA, MSD Research, Switzerland</p>

<p>11<sup>th </sup>Annual Congress on Drug Formulation and Analytıcai Techniques, 2020</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//ilac-endustrisinde-organik-kimya-ve-kimyagerin-oynadigi-rol/25/</link>
<pubDate>Wed, 09 Sep 2020 07:37:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ALG' lerden Biyoyakıt Üretimi</title>
<description><![CDATA[<p>Modernleşme, pek çok alanda büyük ilerlemelerin gerçekleşmesine olanak tanıyarak gündelik yaşamın getirdiği sorumlulukların yükünü oldukça hafifletmektedir. Modern yaşam pek çok kolaylık sağlamasının yanı sıra akla gelebilecek hemen her alanda enerji tüketimine olan gereksinimi ciddi oranda artırmaktadır (sanayide, şehir şebekelerinde, evlerde, otomobillerde vb.). Bu da var olan kaynakların çok daha hızlı tükenmesine neden olmaktadır. Bu durum hem günümüz hem de gelecek için büyük ölçüde sorun teşkil etmektedir. Yakıtların büyük bir kısmı kömür, petrol ürünleri ve doğal gaz gibi yenilenemeyen enerji kaynaklarından sağlanmakta olup bu kaynakların hızla tükenmesi küresel anlamda ekonomik bir kriz dönemi yaratabileceğinden yakıt ihtiyacının karşılanması için güneş, rüzgar, nükleer ve biyolojik kökenli alternatif kaynaklara yönelim söz konusudur. Bu bağlamda biyoyakıt üretimi çokça ilgi görmektedir. Bu konuda çok fazla araştırma yapılmaktadır.</p>

<p>Biyoyakıt, bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalar gibi biyolojik kaynaklardan üretildiğinden toksik etki yaratmayan yani doğa dostu bir yakıt çeşididir. Bunların yanı sıra kullanılan ham maddeye göre değişkenlik gösteren sınırlamaları da bulunmaktadır. Örneğin; bitkiler ham madde olarak kullanılacak ise toprak gereksinimi, su tüketimi, ürün oluşumunun uzun sürmesi gibi sınırlamaları bulunmaktadır. Bununla birlikte bitkiler bir de gıda olarak tüketilebilecek ürünler olduğundan yakıt olarak kullanılmasının gelecekte insanlar için besin kıtlığına neden olabileceğinden büyük bir sorun olarak görülmektedir. Bu duruma uzun ve karmaşık olmayan ekonomik ekim ve üretim prosesleri ile mikrobiyal kaynaklar bir nevi çözüm getirmektedir.</p>

<p>Kendileri için optimum miktarda karbon ve bazı besinler içeren atık su içerisinde kolaylıkla büyüyebilen alg türleri, biyoetanol ve biyodizel üretiminde yaygın olarak kullanılan mikrobiyal kaynaklardandır. ALG' ler üçüncü nesil biyoyakıtlardır.</p>

<p>Birinci nesil biyoyakıtlar; buğday, arpa, şeker, kolza tohumu, bitkisel yağlar gibi gıda ve yem olarak kullanılan ürünlerdir. Ürünlere yönelik talebin fazla olması sebebiyle tarım faaliyetleri gerçekleştiren kesimlerin kalkınmasına yardımcı olmasına ve çevre dostu olmasına rağmen bu ürünlerin kullanılmasının gıda sıkıntısı yaratabileceği düşüncesi birinci nesil biyoyakıtların sürdürülebilirliğini ortadan kaldırmış olup yeni ham madde arayışına neden olmuştur. </p>

<p>İkinci nesil biyoyakıtlar; yenmeyen tarımsal ürünler, orman atıkları, tarımsal atıklar, saman, çimen, belediye katı atıkları gibi ürünlerdir. Gıda mahsülleri ile rekabet etmemesi ve gıda ürünlerinden daha uygun fiyatlı ham madde olması yönüyle avantajlı olsa bile kullanıma uygun hale getirilmesi için önişlemden geçirilme zorunluluğu ve kullanıma hazır hale gelme sürecinin uzunluğu bakımından dezavantajlıdır. Bu durumda yeni ham madde arayışını doğurmaktadır.</p>

<p>Üçüncü nesil biyoyakıtlar; mikroALG' ler, siyanobakteriler, yosun, maya, mantar vb. biyodizel, biyoetanol, biyogaz, biyohidrojen gibi yakıtların ham maddeleridir. Yetiştirilmesi çok kolaydır. Karbondioksit emisyonlarını kullanarak yakıta dönüştürebilir. Birim alandaki alg biyokütlesi diğer ham madde kaynaklarına göre çok daha yüksek olmakla birlikte ALG' leri ham madde olarak kullanmanın maliyeti de epey fazladır.</p>

<p>Benzine katkı maddesi olarak kullanılan biyoetanol, biyolojik bir ham maddeden oluşturulan etil alkoldür. Benzine göre daha az kükürt içerdiğinden yanma sırasında sera gazı emisyonunu azaltır. Biyoetanol, nişastanın fermantasyonundan elde edilir veya selüloz tarafından üretilir.  Biyoetanol üretimi için yaygın olarak kullanılan ALG' lerden bazıları Sargassum , Glacilaria , Prymnesium parvum, Euglena gracilis , P. orphyridium, Chlorella, Dunaliella, Chlamydomonas, Scenedesmus ve Spirulina’ dır.</p>

<p>Biyodizel, uzun zincirli yağ asitlerinin metil esterlerini oluşturmak için ALG' lerden elde edilen lipitlerin karşılıklı esterlenmesiyle üretilir. Zincirin uzunluğu, lipit kaynağına bağlıdır. Biyodizel üretimi için hem mikroalg hem de makroalg kullanılabilir. Biyodizel üretimi için en yaygın incelenen türlerden bazıları Chlamydomonas reinhardtii, Dunaliella salina, Chlorella sp. , Botryococcus braunii, Phaeodactylum tricornutum ve Thalassiosira pseudonana, Nannochloropsis ve Isochrysis sp .’dir. Biyodizel üretiminde kullanılan alg türleri genellikle (agırlıkları ile kıyaslandığında) yüksek lipit miktarına sahip olan türlerdir. Elde edilen biyodizelin verimi ALG' lerin büyümesine etki eden nitrojen açlığı, kontrollü besin temini ve lipit üretimi ve birikimi miktarı, biyokütle gibi parametrelerce belirlenir.</p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/002-Alg.jpg" style="width: 658px; height: 330px;" /></p>

<div>
<div>Bir diğer biyoyakıt çeşidi de hala üzerinde çalışılan biyohidrojendir. ALG' ler de biyohidrojen üretimine oldukça elverişlidir. Biyolojik olarak üretilen hidrojen yenilenebilir, doğayı kirletmeyen ve verimli bir enerji kaynağıdır. Yenilenemeyen enerji kaynaklarına göre iki ila üç kat daha fazla enerji kapasitesine sahip olmasına rağmen pratiğe geçirilmesindeki güçlüklerden dolayı henüz tam anlamıyla kullanılamamaktadır. Biyohidrojen üretimindeki verime kıyasla yapılması gereken yatırımın maliyeti çok yüksektir yani ekonomik değildir.  Öte yandan yoğunlaşmayan gazın depolanması ve gerekli alana taşınması da problem yaratmaktadır. Genel olarak hidrojen kömürden veya suyun elektrolizi yöntemi ile üretilmektedir. ALG' lerden biyohidrojen üretiminde temel olarak iki mekanizmadan faydalanılır. Bunlar:<span style="white-space:pre"> </span>Fermantasyon ve Fotosentez…</div>

<div>Fermantasyonda, biyohidrojen fotofermentasyon ve karanlık fermantasyon yoluyla üretilirken, biyohidrojenin fotosentetik üretimi doğrudan fotofosforilasyon ve dolaylı fotofosforilasyon yoluyla gerçekleşir.</div>

<div> </div>

<div>Biyofotoliz (fotofosforilasyon): Biyofotoliz, doğrudan veya dolaylı olmak üzere iki farklı mekanizmada gerçekleşir. Doğrudan fotoliz, bir enzim hidrojenazın etkisiyle su moleküllerinin hidrojen ve oksijene parçalanması işlemidir. Süreç, yüksek yoğunluklu ışık enerjisinin canlı bir sistem üzerindeki etkisiyle gerçekleşir. Dolaylı fotoliz benzer bir yol izler, ancak işlemin substratı karbon rezervinden gelir; burada enerji, nişasta, glikoz veya benzer bileşikler şeklinde rezerve edilir.</div>

<div>Fotofermentasyon: Organik bir substratın ışık varlığında hidrojen ve karbondioksite parçalanmasıdır. Esas olarak TCA döngüsünün bir parçası olarak ortaya çıkar, nitrojen sınırlayıcı faktördür.</div>

<div> </div>

<div>Karanlık fermantasyon: Karmaşık organik bileşiklerin güneş ışığı olmadan daha basit monomerlere dönüşmesine ve daha sonra düşük moleküler ağırlıklı organik asitlere ve alkole dönüştürülmesine karanlık fermantasyon denir. Hidrojen, süreç boyunca çok düşük miktarlarda üretilir. Butirik asit, asetik asit vb. gibi yan ürünler de reaksiyon sırasında açığa çıkar. Yukarıda bahsedilen işlemlerin en büyük dezavantajlarından biri, fotosentez reaksiyonu sırasında oksijen oluşmasıdır. Üretilen oksijen, süreci durduran hidrojenaz veya nitrojenaz enzimlerinin aktivitesini inhibe eder. Bu nedenle, bazı durumlarda karbon birikimi için fotosentetik aşamada ayırma ve karbon parçalanması için fermantasyon aşamasında iki veya daha fazla reaktör kullanılır. Hidrojen verimi, kültür koşullarının ayarlanması ile geliştirilebilir. Esas olarak kullanılan alg türüne bağlıdır, ancak daha iyi bir hidrojen verimi için oluşturulacak farklı faktörler, pH (5.2 ve 6.0 arasında), substrat konsantrasyonu, hammadde özellikleri, biyoreaktör türü vb .'dir</div>

<div> </div>

<div><strong>ALG' ler nerede ve nasıl yetiştirilir?</strong></div>

<div> </div>

<div>Raceway havuzları ve biyoreaktörler ile alg üretimi sağlanır. Havuz sistemleri ve biyoreaktörlerin farklı türleri bulunmaktadır. </div>

<div>Raceway havuz sistemleri açık ve kapalı olmak üzere iki türdür.</div>

<div> </div>

<div>Açık havuz sistemleri, biyoyakıt üretimi için alınan alg suşuna bağlı olarak hem tatlı su hem de tuzlu su havuzları olabilen doğal açık havuzlardan oluşan alg büyümesi için en ekonomik yerlerdir. Bu sistemin seçilen mikroALG' lerin kirlenmesi, mantar üremesi, diğer alg türlerinin istilası gibi dezavantajları olmasına rağmen ALG' lerin kolaylıkla büyümesini sağladığından verimi yüksektir. Bu nedenle de çok sık tercih edilir. </div>

<div> </div>

<div>Kapalı havuz sistemleri, açık sistemindeki alg istilası ve mantar oluşumu gibi dezavantajları belli bir noktaya kadar engeller. Açık havuzlarda olan buharlaşma sorunu da kapalı havuzlarda yoktur.</div>

<div> </div>

<div>Fotobiyoreaktörler, ışık, sıcaklık, pH vb. gibi optimum koşullar altında seçilen suşun büyümesini destekleyen yapay yetiştirme sistemidir. Boru şeklinde, düz plaka veya dikey kolon tipi gibi farklı konfigürasyonları vardır ve alg kültürleri pompalanarak sürekli olarak yeniden sirküle edilir. Burada kullanılan yapılar akrilik veya cam malzemelerden yapıldığından, saydamdırlar ve doğal güneş ışığının içeri girmesine izin vererek yosunların fotosentez yapmasına ve büyümesine yardımcı olurlar. İç mekanlarda ise yapay ışıklandırmalar ile fotosentez tetiklenerek yüksek verim sağlanabilir. Fotobiyoreaktörler havuz sistemlerine göre daha maliyetli bir seçim olmasına rağmen alg biyokütlesinin tek tip ve kontrollü büyümesini sağlaması, besin seviyelerinin, CO 2 seviyelerinin ve diğer tüm parametrelerin kontrolü ve izlenmesi daha kolay olduğundan çok daha verimlidir.</div>

<div>Doğal güneş ışığını taklit eden yapay ışık yayan diyot sistemleri ile gece koşullarında bile biyokütle üretebilir.  Buharlaşma ile oluşan su kayıpları minumum seviyededir. Bu da açık ve kapalı havuz sistemlerindeki takviye su gereksinimini ortadan kaldırmaktadır.</div>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/002-kazan.png" /></p>

<p><strong>KAYNAKLAR:</strong></p>

<p>Talaei, M., Mahdavinejad, M., Azari, R. (2020). Thermal and energy performance of algae bioreactive façades: A review. Journal of Building Engineering, 28, 101011.</p>

<p>Anto, S., Mukherjee, S.S., Muthappa, R., Mathimani, T., Deviram G., Kumar, S., NathVerma, T., Pugazhendhi, A. (2020). Algae as green energy reserve: Technological outlook on biofuel production. Chemosphere, 242,  125079.</p>

<p> </p>
</div>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//alg-lerden-biyoyakit-uretimi/24/</link>
<pubDate>Tue, 18 Aug 2020 13:40:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Choluteca Köprüsü</title>
<description><![CDATA[<p>Choluteca Köprüsü’nü hiç duydunuz mu? Kısa süre öncesine kadar ben de duymamıştım. Orta Amerika, Honduras’ta Choluteca nehri üzerinde 484 metre uzunluğunda bir köprü. Honduras fırtına ve kasırgalarıyla meşhur bir bölge.</p>

<p>Dolayısıyla, 1996 yılında Choluteca nehri üzerinde yeni bir köprü inşa etmeye karar verdiklerinde şiddetli hava şartlarına dayanmasını amaçladılar. Bir Japon firmasıyla anlaşma yapıldı ve onlar da çok sertleşebilen doğal güçlere dayanacak şekilde tasarlanmış sağlam bir köprü inşa ettiler. Günümüzün tasarım ve mühendislik harikası olan yeni Choluteca köprüsü 1998’de halkın hizmetine açıldı. İnsanlar nehrin bir kıyısından diğerine geçerken yeni köprüye hayran kalmadan edemediler. Choluteca’nın gurur ve mutluluğuydu.</p>

<p>O yılın Ekim ayında Mitch Kasırgası Honduras’ı vurdu. </p>

<p>Dört günde -normalde altı aylık yağışa eşit olan- 190 santim yağmur yağdı. Her yerde yıkım vardı. </p>

<p>Choluteca nehri yükseldi ve tüm bölgeyi su bastı. 7 bin kişi hayatını kaybetti. Honduras’taki bütün köprüler yıkılmıştı. </p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Murat%20Erki/Choluteca%20k%C3%B6pr%C3%BCs%C3%BC.png" style="width: 658px; height: 330px;" /></p>

<p>Biri hariç. Yeni Choluteca köprüsü ayakta kalmıştı. Ama bir sorun vardı. Köprü olduğu gibi dururken, ona varan ve ondan çıkan yollar yok olmuştu. Önceden burada yol olduğuna dair en ufak bir işaret bile kalmamıştı. Ve hepsi bu kadar da değildi. Yaşanan taşkın Choluteca nehrini yatağını değiştirmeye zorlamıştı. Yeni bir kanal oluşmuştu ve nehir artık köprünün yanından akıyordu. Altından değil, yanından. Sonuçta, köprü kasırgaya dayanacak kadar sağlamama hiç bir yere ulaşmayan bir köprü.</p>

<p>Bu olay 22 yıl önce oldu. Ama Choluteca köprüsünden alınacak ders bugün bizim için hiç olmadığı kadar önemlidir. </p>

<p>Dünya daha önce hayal bile edemediğimiz biçimlerde değişiyor. Ve Choluteca Köprüsü, etrafımızdaki dünya değiştikçe bize -kariyerlerimize, işlerimize, hayatlarımıza- neler olabileceğinin müthiş bir metaforu. </p>

<p><em>Değişime uyum sağla. Yoksa…</em></p>

<p>Kariyerinizi değerlendirirken, uzmanlık alanınızda sizi uzmandan daha fazlası yapan bir yola daha girmeden önce bir kez daha düşünün. O görev, o uzmanlık kısa sürede gereksiz hale gelebilir. Eski ofisinizi yenilemek için para harcamadan önce bir durun. Ülkenin dip bucağında bile yeni şubeler açmayı mı düşünüyorsunuz? Bir daha düşünün. Fiziki ofis alanları kısa süre sonra geçmişe ait bir kavram haline gelebilir.</p>

<p>Bizim sorunumuz belli bir probleme en iyi çözümü yaratmaya odaklanmamızdır. Problemin kendisinin değişebileceğini unuturuz. Hepimiz en güçlü, en sofistike ürün ya da hizmeti sunmaya odaklanıyoruz. O ihtiyacın ortadan kalkması olasılığı hiç aklımıza gelmiyor. Piyasa değişebilir. Biz köprüye odaklanıyor ve altındaki nehrin yatağını değiştirebileceğini göz ardı ediyoruz. Bunu da düşünün. “Kalıcı Olması İçin İnşa Et” popüler olabilir. Ama belki de doğrusu “Uyum İçin İnşa Et” ilkesidir. Ofisinizin duvarlarını süsleyen resimlere Choluteca Köprüsü' nünkini eklemek isteyebilirsiniz. Değişime uyum sağlayabilecek bir iş ve kariyer kurmayı hatırlatması için.</p>

<p>Yoksa elinizde bir Choluteca köprüsüyle kalabilirsiniz.</p>

<p>Kaynak: <span style="font-size: 13px;">BW Businessworld</span></p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//choluteca-koprusu/23/</link>
<pubDate>Fri, 14 Aug 2020 10:16:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Havalandırma Sistemlerinde Ultraviyole Lambalar ile Dezenfeksiyon</title>
<description><![CDATA[<p>Ultaviyole Işınım Nedir?</p>

<p>Ultraviyole (UV) ışınımı, görünür ışıktan (400-700 nm) daha kısa, x-ışınlarından (<100 nm) daha uzun bir dalga boyuna (100-400 nm) sahip elektromanyetik radyasyondur. UV ışınlaması vakum UV (100-200 nm), UV-C (200-280 nm), UV-B (280-315 nm) ve UV-A (315-400 nm) dahil dört ayrı spektral alana bölünmüştür [1].</p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="/images/makaleler/Seyfettin%20Atar/001-01-UV-DErgiYAz%C4%B1s%C4%B1.jpg" style="width: 800px; height: 518px;" /><br />
<strong>Şekil 1:</strong> Ultraviyole Işınım Spektrumu</p>

<p>UV Işınımı Güneşten dünyaya gelen elektromanyetik ışık spektrumunun bir parçasıdır ve UV spektrum aralıklarının canlılar üzerinde farklı boyutlarda zararlı etkileri bulunmaktadır. Dünyanın yüzeyine ulaşan radyasyonun yüzde 95'ini oluşturan UV-A ışınları, kırışıklıklara, güneş lekelerine ve diğer erken yaşlanmaya neden olur. Ayrıca cilt kanserine güçlü bir şekilde bağlıdırlar. Bu ışınım türü, genelde bronzlaşma ünitelerinde kullanılır. Cildin üst tabakasını etkileyen UV-B ışınları cilt kanserine ve çoğu güneş yanığına neden olur. 15<br />
dakikadan az bir sürede korunmasız bir cildin en üst katmanını yakar. UV-C ışınları ise ozon tabakası ile absorbe edildiği için yeryüzüne hiç ulaşmamaktadır ve oldukça zararlıdır [2].</p>

<p>UV-C radyasyonunun mikrop öldürücü olduğu bilinmekte, lokalize enfeksiyonların önlenmesi ve tedavilerde kullanımı için hayvan üzerinde ve klinik çalışmalar devam etmektedir. UV-C inaktivasyonu, mikroorganizmalarda hücrenin çekirdeğindeki genetik materyale veya virüs içerisindeki nükleik asitlere zarar vermektir. Mikroorganizmaların DNA ve RNA'sına UV ışık kaynaklı hasar vererek yaşayabilirliğini önleyen bir kusur üretir. 250-270nm dalga boyu aralığında UV-C spektrumu, mikroorganizmalar için en ölümcül dalga boyu aralığıdır.</p>

<p><strong>UV-C Radyasyonu COVİD-19 Virüsünü Öldürür mü?</strong></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="/images/makaleler/Seyfettin%20Atar/001-02-UV-DErgiYAz%C4%B1s%C4%B1.jpg" style="width: 555px; height: 312px;" /></p>

<p>COVID-19, dünya çapında salgınlara neden olan betacoronavirüs ailesinden SARS-CoV-2 virüsünün neden olduğu solunum hastalığıdır. COVID-19 virüsü ile ilgili en büyük sorun yüksek sekonderde enfeksiyon oranı, SARS veya MERS virüslerine göre daha hızlı yayılımı ve ölüm oranıdır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2003 yılında salgın yaşanan SARS virüsü ile COVID-19 virüsünün genetik kuzenler olduğunu bildirmektedir. Bu virüs RNA adı verilen ve kabuklarından çıkıntı yapan proteinler içeren tek bir genetik materyale sahiptir.</p>

<p><em>İyi haber, Ultraviyole ışık (UV-C) antibiyotiğe dirençli zararlı patojenik bakteri ve virüslerin geniş bir spektrumunu inaktivasyonunda etkili bir yoldur.</em></p>

<p>Ultraviyole ışığın yüzlerce laboratuvar çalışmasında virüsleri, bakterileri ve mantarları yok edebildiği gösterilmektedir. Bakteriler bağımsızdır, hücre duvarlarına sahiptir ve kendi başlarına hayatta kalabilir ve çoğalabilirler. Virüsler ise çıplak veya kapsüllenmiş olabilen ve çoğalması için bir konakçı gerektiren DNA molekülleridir. Antibiyotiklerle tedavi edilemezler ve aşı gerektirirler.</p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="/images/makaleler/Seyfettin%20Atar/001-03-UV-DErgiYAz%C4%B1s%C4%B1.jpg" style="width: 313px; height: 258px;" /></p>

<p>UV radyasyonu, mikroorganizmaların DNA’larının bozulması yoluyla SARS-CoV-2 virüsü ile bulaşan yüzeylerin dezenfekte edilmesi için etkili bir önlem olabilir. SARS-CoV-2 virüsü, ultraviyole duyarlılığı için henüz özel olarak test edilmemiştir, ancak SARS koronavirüsü de dahil olmak üzere ilgili koronavirüsler üzerindeki diğer birçok test ile ultraviyole inaktivasyonuna oldukça duyarlı oldukları sonucuna varılmıştır [3].</p>

<p><strong>UV-C Radyasyon Uygulama Dozu Ne Olmalıdır?</strong></p>

<p>UV-C cihazlarında, bir floresan olarak bilinen alçak basınçlı civa buharlı lambalar deşarj edilerek lüminesans yöntemi ile radyasyon yayınımı yapılabilmektedir. Bu lamba tüplerinin iç yüzeyleri flüoresan malzeme ile kaplanmadığında 254nm’de ışınım sağlanmaktadır. Bu lambalarla 20 J/m2 ile 200 J/m2 arasındaki dozlarda radyasyon enerjisi elde edilebilmektedir. Cihaz, diğer flüoresan ışık fikstürlerine benzer balastlar, kablolar ve kontrolörlerle kullanılır.</p>

<p>Mikroorganizmaların UV-C radyasyonlar ile etkisiz hale getirilmesinde, mikroorganizmanın çeşidi ve yapısal özellikleri, Uygulanan radyasyonun yoğunluğu ve süresi (dozu), Ortamın bağıl nem oranı, Radyasyonun dalga boyu etkili olmaktadır [4].</p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="/images/makaleler/Seyfettin%20Atar/001-04-UV-DErgiYAz%C4%B1s%C4%B1.jpg" style="width: 285px; height: 296px;" /></p>

<p>Bakteri ve virüs çeşidine bağlı olarak ayrıca yüzey ve ortam şartlarına göre, mikroorganizmanın etkisiz hale getirilmesi için gerekli radyasyon miktarı farklılık göstermektedir. UV Radyasyonunun dozu (mJ/cm2) radyasyon yoğunluğu (mW/cm2) ve uygulama süresinin (sn) çarpımı ile hesaplanmaktadır.</p>

<p>Bir yüzeyi dezenfekte etmek için kullanılan UV-C ışınımı, örneğin 2cm sabit bir mesafede 10mJ/cm2 düzeyinde verilmelidir. UV ışınımın zamana göre hesaplandığında düz yüzeylerde maruz kalma süresi en az 40 mJ/cm2 olmalıdır. Dolayısıyla, hedef yüzeydeki ışınım 10 mJ/cm2 ise, maruz kalma süresinin 4 saniye olması anlamına gelir.</p>

<p>COVID-19 virüsü (SARS-CoV-2) çok yeni olduğu için, bilim topluluğunun henüz belirli bir deaktivasyon dozu yoktur. Bununla birlikte, aynı SARS virüsü ailesindeki karşılaştırılabilir virüsler için 254nm dalga boyunda doğrudan UVC ışığı kullanılarak 10-20 mJ/cm2 dozaj değerlerinin olduğu bilinmektedir. Kontrollü dozaj uygulanarak laboratuar koşullarında test edildiğinde % 99.9 dezenfeksiyon sağlanmaktadır [5].</p>

<p><strong>Ortam Havalandırmasında Dezenfeksiyon Neden Gereklidir?</strong></p>

<p>Burnunuza, ağzınıza veya gözlerinize dokunmak, virüsün yanlışlıkla sisteminize girmesine izin vermenin bir başka kesin yoludur. Avustralya'daki bir araştırmada 26 üniversite öğrencisini izleyerek saatte yaklaşık 23 kez yüzlerine dokunduklarını keşfettiler. Çoğu insan bu ortak alışkanlığı düşünmeden günde ortalama 386 kez tekrarlamaktadır. Bir araştırma şirketi tarafından yapılan başka bir çalışmada ise, 94 kişilik bir grupta, ortalama bir kişinin telefonuna günde 2.600 kez dokunduğunu tespit edilmiştir. Birisi öksürdüğünde veya hapşırdığında yeni koronavirüsü telefon ekranından almanın ne kadar kolay olacağını hayal etmek çok da zor değil.</p>

<p>Enfeksiyon bulaşmalarının çoğunun öksürme ve hapşırmadan kaynaklanan damlacık yoluyla ve kişiyle doğrudan temas veya çeşitli yüzeylerle temas yoluyla bulaşmakta olduğu bilinmektedir. Ayrıca, ilgili betacoronavirüs SARS, MERS gibi bilinen koronavirüs türleri gibi havada da asılı kalabildiğine inanılmaktadır. Araştırma yapan immünologlar, koronavirüslerin sıvalı duvarlarda ve laminant malzemede 36 saat, plastik ve paslanmaz çelikte 72 saat ve camda 96 saat yaşayabildiğini göstermektedir.</p>

<p>ASHRAE (Amerikan Isıtma ve Havalandırma Mühendisleri Komisyonu) İç Hava Kalitesi Kılavuzu'nda kapsanan teknikleri kullanarak havadaki bulaşıcı hastalıkların azaltılması için minimum gereksinimlerin ötesine geçerek ek önlemlerin alınması gerektiğini tavsiye etmektedir. Küçük parçacıklar belirli bir süre havada da asılı kaldığından, havayı hareket ettiren HVAC (Havalandırma) sistemlerinin tasarımı ve çalışmasında hastalığın bulaşmasını çeşitli şekillerde etkileyebilmektedir. ASHRAE, hastalık bulaşmasına yönelik; seyreltme havalandırması, laminer ve diğer oda içi akış rejimleri, diferansiyel oda basıncı, kişiselleştirilmiş havalandırma, kaynak yakalama havalandırması, filtrasyon (merkezi veya üniter) ve UVGI (üst oda, ve hava akımında) gibi ilgi çekici stratejileri önermektedir [6].</p>

<p>Antiseptik UV-C Işınımı, tavan yüksekliğinin izin verdiği üst odada havayı dezenfekte etmek için en etkili şekilde kullanılabilir, havalandırma kanallarında ve oda hava temizleyicilerinde de kullanılabilir. Hastane, eczane, diş klinikleri, hasta bakım odaları, veterinerler özellikle insanların bir arada kalabalık olarak bulunduğu ofis, işyerleri, okul, restaurantlar, anaokulu, alış-veriş merkezleri, toplu taşıma araçları, ibadethaneler vb, üretim, ambalajlama ve depolama alanları gibi kapalı yerlerde, havadaki patojen mikroorganizmaların sayısını azaltarak hava yolu ile bulaşan hastalıkların yayılımını engellemek için hayata dair her alanda UV-C Işınım yayan havalandırma sistemleri etkili olabilmektedir.</p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="/images/makaleler/Seyfettin%20Atar/001-05-UV-DErgiYAz%C4%B1s%C4%B1.jpg" style="width: 380px; height: 265px;" /></p>

<p><strong>HVAC Sistemlerinde Dezenfeksiyonun Diğer Faydaları Nelerdir?</strong></p>

<p>HVAC sistemleri içerisinde bulunan filtreler sadece tortu gibi parçacıkları yakalamak için tasarlanmıştır. Fakat hava sirkülasyonu; bakteri, virüs küf, mantar gibi mikrobiyal yük taşıdığından soğutma bataryalarında, kanallarda, filtre yüzeyleri ve drenaj tavalarında mikrobik bir kütle olan biyofilm oluşmasına neden olmaktadır. Meydana gelen bu biyofilmler, iç mekan hava kalitesi ve sistem verimliliği gibi problemlere yol açmaktadır. Biyofilm fiziksel temizliğe ve kimyasal dezenfektanlara karşı dayanıklıdır. HVAC sistemine entegre edilecek bir UV dezenfeksiyon sistemiyle biyofilm oluşumu engellenebilir [7].</p>

<p>UV lambalar, nemli serpantin ve drenaj tavası yüzeylerinde büyüyen bakterileri ve küfleri yok ederek bunların havaya üflenmesini ve mikroorganizmaların oluşturduğu biyofilmin birikmesini önler. Böylece, sistem performansını ve ömrünü artırır. Serpantin verimliliğini üst<br />
düzeye çıkararak bazı sistemlerde enerji tüketimini azaltır. Bakım maliyetlerini düşürür.<br />
Kurulum için gerekli alan minimumdur.</p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="/images/makaleler/Seyfettin%20Atar/001-06-UV-DErgiYAz%C4%B1s%C4%B1.jpg" style="width: 141px; height: 121px;" /><img alt="" src="/images/makaleler/Seyfettin%20Atar/001-07-UV-DErgiYAz%C4%B1s%C4%B1.jpg" style="width: 161px; height: 168px;" /></p>

<p><strong>UV-C’lerin Kullanıldığı Sistemlerde Dikkat Edilmesi Gerekenler Nelerdir?</strong></p>

<p>ICNIRP (Uluslararası İyonize Olmayan Radyasyondan Korunma Komisyonu) tarafından belirtilen sınırlarda, korunmayan gözlerde/ciltte UV ışınlarına maruz kalma, 270nm<br />
radyasyon için 30J/m2'yi geçmemelidir. UV radyasyonunun tehlike etkisi dalga boyuna bağlı olduğundan, 254 nm dalga boyunun radyasyonu için maksimum maruz kalma limiti<br />
60J/m2'dir. Antiseptik amaçlar için incelenen 222 nm dalga boyunda ışınım için ise maksimum maruz kalma limiti daha yüksek olup, 240J/m² civarındadır.</p>

<p>Mevcut COVID-19 pandemisi yayıldıkça, yüzeylerin ve havanın etkili bir şekilde dezenfekte edilmesini vaat eden birçok UV-C ürünü piyasaya sürülmektedir. Tüketici ürünlerinin güvenliği ile ilgili şartnameler Uluslararası Elektroteknik Komisyonu (IEC) gibi uluslararası kuruluşların sorumluluğundadır. Günlük UV maruz kalma sınırları, ürünlerin fotobiyolojik<br />
güvenliği için IEC/CIE (2006) standardında verilmektedir.</p>

<p>Tüketicilerin kullanımına sunulan ürünler, özellikle elde taşınır cihazlar olarak pazarlanma eğilimindedir. CIE (Uluslararası Aydınlatma Komisyonu), bu tür cihazların kullanıcılarının zararlı miktarlarda UV-C'ye maruz kalabileceğinden endişe duymaktadır. Ayrıca, tüketiciler UV ürünlerini etkili bir dezenfeksiyon elde edemeden uygun olmayan şekilde kullanabilir veya UV-C yaymayan ürünler satın alabilirler.</p>

<p>UV-C ışınımı veren ürünler havanın, yüzeylerin dezenfeksiyonu veya suyun sterilizasyonu için son derece faydalıdır. Ancak, UV-C insanlar ve hayvanlar için çok tehlikeli olabilir ve bu nedenle sadece güvenlik yönetmeliklerini karşılayan uygun şekilde yapılandırılmış ürünlerde veya güvenliğin birinci öncelik olarak dikkate alındığı çok kontrollü koşullarda, ICNIRP (2004) ve IEC/CIE (2006)'da belirtilen maruz kalma sınırlarının aşılmamasını sağlamak gereklidir. Uygun UV değerlendirmesi ve risk yönetimi için uygun UV ölçümleri gereklidir [8,9].</p>

<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>

<p>[1] Tianhong Dai, Mark S Vrahas, Clinton K Murray, Michael R Hamblin, “Ultraviolet C irradiation: an alternative antimicrobial approach to localized infections?”, Expert Rev Anti<br />
Infect Ther., 2012 Feb; 10(2): 185–195., doi: 10.1586/eri.11.166.</p>

<p>[2] “CANCER CARE: The Difference Between UVA, UVB, and UVC Rays”, Reviewed by UPMC Hillman Cancer Center, July 30, 2014.</p>

<p>[3] Wladyslaw J. Kowalski, Thomas J. Walsh, Vidmantas Petraitis, “2020 COVID-19 Coronavirus Ultraviolet Susceptibility”, March 2020,DOI: 10.13140/RG.2.2.22803.22566.</p>

<p>[4] Sermin Onaygil, Covid-19 Döneminde UV-C Lambalar, Sektörüm Akıllı İşler Dergisi, 29 Haziran 2020.</p>

<p>[5] “UV Disinfection for Covid-19”, The International Ultraviolet Association (IUVA), https://iuva.org. [6] “ASHRAE Issues Statements on Relationship Between COVID-19 and HVAC in Buildings”, ASHRAE (American Society of Heating, Refrigerating and Air-Conditioning Engineers), ashrae.org.</p>

<p>[7] KAM Ultraviyole Tesisat Teknolojileri, kamultraviyole.com.</p>

<p>[8] “CIE Position Statement on Ultraviolet (UV) Radiation to Manage the Risk of Covid-19 Transmission”, May 12, 2020, CIE (International Commission of Illumination).</p>

<p>[9] Kevin W. Houser, “Ten Facts about UV Radiation and COVID-19”, The Journal of the Illuminating Engineering Society, Volume 16, 2020 - Issue 3, 177-178, 06 May 2020, https://doi.org/10.1080/15502724.2020.1760654</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//havalandirma-sistemlerinde-ultraviyole-lambalar-ile-dezenfeksiyon/22/</link>
<pubDate>Thu, 30 Jul 2020 09:44:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Covid-19</title>
<description><![CDATA[<p>Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19), ilk olarak Çin’in Vuhan Eyaleti’nde Aralık ayının sonlarında solunum yolu belirtileri (ateş, öksürük, nefes darlığı) gelişen bir grup hastada yapılan araştırmalar sonucunda 13 Ocak 2020’de tanımlanan bir virüstür.</p>

<p>Salgın başlangıçta bu bölgedeki deniz ürünleri ve hayvan pazarında bulunanlarda tespit edilmiştir. Daha sonra insandan insana bulaşarak Vuhan başta olmak üzere Hubei eyaletindeki diğer şehirlere ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin diğer eyaletlerine ve diğer dünya ülkelerine yayılmıştır.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından virüsün resmi adı SARS-CoV-2 (Şiddetli Akut Solunum Sendromu-Koronavirus-2) olarak belirlenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü virüsün neden olduğu hastalığı tanımlamak için COVID-19 terimini kullanmaktadır.</p>

<p>30 Ocak 2020'de CoViD-19, Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel bir sağlık acil durumu ilan edilmiştir. 11 Mart 2020 tarihinde ise virüs pandemi, yani küresel salgın hastalık olarak ilan edilmiştir.</p>

<p>Peki virüs nedir? Virüsler zorunlu hücre içi parazitidirler; konak adı verilen, kendilerinin özgün bir şekilde seçtiği hücrenin içerisine girdikleri zaman çoğalma yetenekleri olan mikroorganizmalardır. Bu durumu bilgisayar virüslerine benzetebiliriz.</p>

<p>Bilgisayar virüsleri de çok küçük bir programdır; tek başına bir bilgisayarı işletip, çalıştıramaz. Mutlaka kendini çoğaltabilmek için bilgisayar programı içerisine girip oradaki işletim sistemini kullanarak, kendisinin kopyalarını başka bilgisayarlara göndermeyi hedefler.</p>

<p>Bilgisayar programı nasıl kendini çoğaltıp yayılıyorsa, bu programlara virüs benzetmesi doğadakine benzer bir örnektir</p>

<p>Koronavirüsler, hayvanlarda veya insanlarda hastalığa neden olabilecek büyük bir virüs ailesidir. İnsanlarda, birkaç koronavirüsün soğuk algınlığından Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS) ve Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS) gibi daha şiddetli hastalıklara kadar solunum yolu enfeksiyonlarına neden olduğu bilinmektedir. Yeni Koronavirüs Hastalığına SAR-CoV-2 virüsü neden olur.</p>

<p>Koronavirüsler, elektron mikroskobuyla bakıldığından yuvarlak ve üzerinde çıkıntıları olan bir taça benzetildiği için, Latince’de taç anlamına gelen koronadan kelimesiyle adlandırılmışlardır.</p>

<p>En çok karşılaşılan belirtiler ateş, öksürük (balgamlı), boğaz ağrısı, iştahsızlık, kas eklem ağrıları, mide bulantısı, kusma, burun akıntısı, baş ağrısı, ve nefes darlığıdır. Şiddetli olgularda zatürre, ağır solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği ve ölüm gelişebilmektedir.</p>

<p>Hasta bireylerin öksürmeleri aksırmaları ile ortama saçılan damlacıkların solunması ile bulaşır. Hastaların solunum parçacıkları ile kirlenmiş yüzeylere dokunulduktan sonra ellerin yıkanmadan yüz, göz, burun veya ağıza götürülmesi ile de virüs alınabilir. Kirli ellerle göz, burun veya ağıza temas etmek risklidir.</p>

<p style="margin-left: 40px;">- Vakaların yüzde 80'i hastalığı hafif geçirmektedir.</p>

<p style="margin-left: 40px;">- Vakaların %20’si hastane koşullarında tedavi edilmektedir.</p>

<p style="margin-left: 40px;">- Hastalık, genellikle 60 yaş ve üzerindeki kişileri daha fazla etkilemektedir.</p>

<p style="margin-left: 40px;">- 60 yaş üstü olanlar</p>

<p style="margin-left: 40px;">- Ciddi kronik tıbbi rahatsızlıkları olan insanlar:</p>

<p style="margin-left: 80px;">* Kalp hastalığı</p>

<p style="margin-left: 80px;">* Hipertansiyon</p>

<p style="margin-left: 80px;">* Diyabet</p>

<p style="margin-left: 80px;">* Kronik Solunum yolu hastalığı</p>

<p style="margin-left: 80px;">* Kanser gibi</p>

<p>Sağlık Çalışanları en çok etkilenen gruplardır.</p>

<p>Çocuklarda hastalık nadir ve hafif görünmektedir. </p>

<p>Bununla birlikte mevcut kanıtlar COVID-19 enfeksiyonu sonrası hamile kadınlar arasındaki hastalık şiddetinin, hamile olmayan yetişkin COVID-19 vakalarına benzer olduğunu ve hamilelik sırasında COVID-19 ile enfeksiyonun fetüste olumsuz bir etkisi olduğunu gösteren hiçbir veri olmadığını göstermektedir. </p>

<p>Şu ana kadar COVID-19'un hamilelik sırasında anneden bebeğe bulaştığına dair de bir kanıt bulunmamaktadır. Annenin, bebeği emzirmeye ara vermesi tıbben önerilmemekle birlikte annenin emzirmeden önce ellerini yıkaması ve mümkünse sütü sağarak enfeksiyon riski olmayan bir kişi tarafından verilmesi önerilmektedir.</p>

<p>Korunma Yöntemleri:</p>

<p style="margin-left: 40px;">- El temizliğine dikkat edilmelidir. Eller en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalı, sabun ve suyun olmadığı durumlarda alkol bazlı el antiseptiği kullanılmalıdır. Antiseptik veya antibakteriyel içeren sabun kullanmaya gerek yoktur, normal sabun yeterlidir.</p>

<p style="margin-left: 40px;">- Eller yıkanmadan ağız, burun ve gözlerle temas edilmemelidir.</p>

<p style="margin-left: 40px;">- Hasta insanlarla temastan kaçınmalıdır (mümkün ise en az 1 m uzakta bulunulmalı).</p>

<p style="margin-left: 40px;">- Özellikle hasta insanlarla veya çevreleriyle doğrudan temas ettikten sonra eller sık sık temizlenmelidir</p>

<p style="margin-left: 40px;">- Hastaların yoğun olarak bulunması nedeniyle mümkün ise sağlık merkezlerine gidilmemeli, sağlık kuruluşuna gidilmesi gereken durumlarda diğer hastalarla temas en aza indirilmelidir.</p>

<p style="margin-left: 40px;">- Öksürme veya hapşırma sırasında burun ve ağız tek kullanımlık kağıt mendil ile örtülmeli, kağıt mendilin bulunmadığı durumlarda ise dirsek içi kullanılmalı, mümkünse kalabalık yerlere girilmemeli, eğer girmek zorunda kalınıyorsa ağız ve burun kapatılmalı, tıbbi maske kullanılmalıdır.</p>

<p style="margin-left: 40px;">- Çiğ veya az pişmiş hayvan ürünleri yemekten kaçınılmalıdır. İyi pişmiş yiyecekler tercih edilmelidir.</p>

<p style="margin-left: 40px;">- Çiftlikler, canlı hayvan pazarları ve hayvanların kesilebileceği alanlar gibi genel enfeksiyonlar açısından yüksek riskli alanlardan kaçınılmalıdır.</p>

<p style="margin-left: 40px;">- Seyahat sonrası 14 gün içinde herhangi bir solunum yolu semptomu olursa maske takılarak en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı, doktora seyahat öyküsü hakkında bilgi verilmelidir.</p>

<p>Corona Pandemisi Sağlık Alanında Neleri Değiştirdi ?</p>

<p>Pandemi süreci tüm dünyada günlük yaşantıyı kökünden değiştirdi. Bir çok insan evinden çalışmaya başladı ve bu süreç sosyal hayatı yavaşlattı. Araçların kullanılmasının azalması ise petrol fiyatlarında ciddi düşüşe neden oldu. Bu yeni hayatta en sevdiklerimize bile mesafeli yaşamak zorunda kaldık.</p>

<p>Sağlık çalışanları bu durumdan en çok etkilenen grup oldu. Bir çoğumuz uzun süreli olarak evimizden ve ailemizden uzak yaşamlara savrulduk. Hastaneler birden sürekli kaldığımız ortamlar oldu. Yoğun bakım için özel üretilmiş korunaklı giysiler, özel maskeler, dezenfektan ürünler, yüz koruyucular hayatımızın bir parçası oldu.</p>

<p>Aynı şekilde görüntülü görüşmelere imkan sağlayan akıllı telefon programları vaz geçilmezimiz oldu. Hem ailemizle hemde meslektaşlarımızla görüşmelerimizin yegane yolu oldu bir anda. Toplantılar da bu ortamlar üzerinden gerçekleştirilmeye başladı.</p>

<p>Hastaneye gelmek istemeyen hastalarımız için görüntülü görüşmeye dayanan videoklinik gibi uygulamalar ile yardımcı olmaya çalıştık. Bazı ülkelerde paket içeriğinde bulunan dijital steteskop, EKG cihazı, basit kan ölçümleri yapan teknolojiler ile evde orta-üst muayeneleri uzaktan yapma imkanı da oldu.</p>

<p>Teşhiste temas edilmeden veya kısa süreli temasla sonuç veren cihazlar daha revaçta oldu.</p>

<p>Aşı geliştirme tarafında ise çok sayıda ülke ve çok sayıda ekip ile defa bir tür hastalığa karşı aynı anda böylesine  yoğun çalışmaya başladı. Aşı ve ilaç geliştirme aşamalarında ve fazlarında hızlandırmalar yapıldı.</p>

<p>Tüm bunlara rağmen hala en önemli korunma yönteminin maske, mesafe ve izolasyon olduğu değişmedi. Lütfen bunlara uyalım.</p>

<p>Önlem alın, Sağlıkla kalın.</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//covid-19/21/</link>
<pubDate>Mon, 27 Jul 2020 11:13:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>COVID-19 Pandemi Döneminde Siber Güvenlik Farkındalığı</title>
<description><![CDATA[<p>COVID-19 salgını, küresel olarak milyarlarca vatandaşın hayatını değiştiren, toplumsal normlar ile yaşama ve çalışma şeklimizi de yeni-normal olarak adlandırılan şeyle sonuçlandıran dikkate değer ve benzeri görülmemiş bir olaydır. Bir bütün olarak toplum ve iş dünyası üzerindeki olağanüstü etkinin yanı sıra, pandemi toplum ve iş dünyasını da etkileyen bir dizi siber suç ortamı yaratmıştır. Sosyal izolasyon ve karantina uygulamalarının sonucunda, insan hayatlarında içe kapanıklık sergilenmiş ve sosyal ilişkiler online platformlar ve telefon görüşmeleri ile sürdürülmeye başlanmıştır. Ayrıca belli işkollarında zorunlu olarak ara verilmesi söz konusu olmuştur. COVID-19 dünyaya yayıldıkça, toplumlarda hedefli ve hedefsiz siber saldırı ve siber suçlara yol açtı. Bu durum halkın yanı sıra evden çalışan milyonlarca kişiyi de etkilemektedir. Evde çalışmak bazı siber güvenlik endişeleri ve zorlukları yaratmıştır.</p>

<p>GWI’ın yaptığı araştırmaya göre insanların salgın başladıktan sonra hangi aygıtlarda ne kadar zaman harcadıkları Tablo 1’de gösterilmiştir.</p>

<table border="1" cellpadding="2" cellspacing="0" width="100%">
	<tbody>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="width:26.56%;height:40px;"> </td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.4%;height:40px;">
			<p align="center"><strong>Z Kuşağı</strong></p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:40px;">
			<p align="center"><strong>Y Kuşağı</strong></p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:40px;">
			<p align="center"><strong>X Kuşağı</strong></p>
			</td>
			<td style="width:10.94%;height:40px;">
			<p align="center"><strong>Baby Boomers</strong></p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.8%;height:40px;">
			<p align="center"><strong>Kadın</strong></p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.82%;height:40px;">
			<p align="center"><strong>Erkek</strong></p>
			</td>
			<td style="width:9.36%;height:40px;">
			<p align="center"><strong>Yüksek Gelir</strong></p>
			</td>
			<td style="width:9.38%;height:40px;">
			<p align="center"><strong>Düşük Gelir</strong></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="width:26.56%;height:20px;"> </td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.4%;height:20px;">
			<p align="center">%</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">%</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">%</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:10.94%;height:20px;">
			<p align="center">%</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.8%;height:20px;">
			<p align="center">%</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.82%;height:20px;">
			<p align="center">%</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">%</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">%</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="width:26.56%;height:20px;">
			<p>Oyun konsolu</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.4%;height:20px;">
			<p align="center">18</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">22</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">10</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:10.94%;height:20px;">
			<p align="center">3</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.8%;height:20px;">
			<p align="center">13</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.82%;height:20px;">
			<p align="center">20</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">21</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">15</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="width:26.56%;height:20px;">
			<p>Dizüstü bilgisayar</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.4%;height:20px;">
			<p align="center">57</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">47</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">40</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:10.94%;height:20px;">
			<p align="center">39</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.8%;height:20px;">
			<p align="center">47</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.82%;height:20px;">
			<p align="center">46</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">51</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">42</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="width:26.56%;height:20px;">
			<p>PC / masaüstü bilgisayar</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.4%;height:20px;">
			<p align="center">29</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">32</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">36</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:10.94%;height:20px;">
			<p align="center">41</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.8%;height:20px;">
			<p align="center">28</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.82%;height:20px;">
			<p align="center">37</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">35</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">33</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="width:26.56%;height:20px;">
			<p>Akıllı Hoparlör</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.4%;height:20px;">
			<p align="center">13</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">14</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">9</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:10.94%;height:20px;">
			<p align="center">6</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.8%;height:20px;">
			<p align="center">13</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.82%;height:20px;">
			<p align="center">11</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">17</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">9</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="width:26.56%;height:20px;">
			<p>Smart TV</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.4%;height:20px;">
			<p align="center">24</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">33</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">30</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:10.94%;height:20px;">
			<p align="center">22</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.8%;height:20px;">
			<p align="center">29</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.82%;height:20px;">
			<p align="center">31</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">37</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">24</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="width:26.56%;height:20px;">
			<p>Akıllı telefon / mobil telefon</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.4%;height:20px;">
			<p align="center">79</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">72</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">68</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:10.94%;height:20px;">
			<p align="center">49</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.8%;height:20px;">
			<p align="center">73</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.82%;height:20px;">
			<p align="center">69</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">69</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">67</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="width:26.56%;height:20px;">
			<p>Akıllı saat</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.4%;height:20px;">
			<p align="center">6</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">11</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">5</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:10.94%;height:20px;">
			<p align="center">4</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.8%;height:20px;">
			<p align="center">7</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.82%;height:20px;">
			<p align="center">9</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">12</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">7</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="width:26.56%;height:20px;">
			<p>Tablet</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.4%;height:20px;">
			<p align="center">19</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">26</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">22</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:10.94%;height:20px;">
			<p align="center">22</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.8%;height:20px;">
			<p align="center">26</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.82%;height:20px;">
			<p align="center">21</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">30</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">19</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="width:26.56%;height:20px;">
			<p>Diğer</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.4%;height:20px;">
			<p align="center">3</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">1</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">1</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:10.94%;height:20px;">
			<p align="center">1</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.8%;height:20px;">
			<p align="center">1</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.82%;height:20px;">
			<p align="center">2</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">1</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">2</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td nowrap="nowrap" style="width:26.56%;height:20px;">
			<p>Hiçbirisi</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.4%;height:20px;">
			<p align="center">2</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">4</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">9</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:10.94%;height:20px;">
			<p align="center">13</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.8%;height:20px;">
			<p align="center">6</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:7.82%;height:20px;">
			<p align="center">5</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.36%;height:20px;">
			<p align="center">5</p>
			</td>
			<td nowrap="nowrap" style="width:9.38%;height:20px;">
			<p align="center">6</p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p>Tablo 1: Kişiler % olarak Coronavirus / COVID-19 salgınının başlamasından bu yana yukarıdaki cihazları kullanmak için daha fazla zaman harcamaktadırlar (Bütün ülkelerin verileri dahil edilmiştir)</p>

<p>Dijital teknolojilerin geniş çapta benimsenmesi ile, alışverişten sosyal etkileşimlere, iş dünyasına, endüstriye ve suçlara içeren toplumun birçok yönü çevrim içi ortama taşındı. COVID-19, e-posta spam'ı, kötü amaçlı yazılım, fidye yazılımı ve kötü amaçlı alanlar dahil olmak üzere çeşitli kötü amaçlı kampanyalarda kullanılmaktadır. Etkilenenlerin sayısı artmaya devam ettikçe, hastalığı cazibe olarak kullanan kampanyalar da artmaktadır. Aşağıdaki grafikte Trend Micro tarafından Aralık 2019’dan Mart 2020’ye kadar tespit edilen saldırılara ait bilgiler bulunmaktadır ve aynı grafikte yer alan önceki yıl verileri ile karşılaştırıldığında geçen zaman aralığında saldırıların ne kadar arttığı görülebilmektedir. Örneğin 2019 yılında NAS cihazlarına yapılan saldırı sayısı yaklaşık 23 milyon iken 2020 yılında bu sayı 554 milyon olmuştur. Yine 2019 yılında masaüstü ve dizüstü bilgisayarlara yapılan saldırı sayısı yaklaşık 37 milyon iken 2020 yılında bu sayı 167 milyon olmuştur.</p>

<p><img alt="" src="/images/makaleler/Muhittin%20Akar/001-01.jpg" style="width: 977px; height: 1200px;" /><br />
<strong>Şekil 1:</strong> Aylara ve aygıt türüne göre saldırı sayılarının karşılaştırılması</p>

<p> </p>

<p><strong>Cihazınızın risk altında olduğuna ait semptomlar ve tavsiyeler</strong></p>

<p><strong>Masaüstü ve dizüstü bilgisayarlar,</strong></p>

<table border="1" cellpadding="0" cellspacing="0">
	<tbody>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p><strong>Semptomlar</strong></p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p><strong>Tavsiyeler</strong></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Yavaş performans</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>Modeminize bağlı tüm cihazları tespit edin</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Bilinmeyen kişilere eposta gönderme ve beklenmeyen epostalar alma</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>Uygulamalarınızı kendi sitelerinden güncelleyin</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Websitelerinin farklı kalitede görünmesi ve düzgün çalışmaması.</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>Modeminizdeki ve bilgisayarınızdaki bütün varsayılan parolaları ve ayarları değiştirin</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Açılır pencere sayısının artması</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>Çok katmanlı koruma sistemleri kurun</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Bloklanan spam eposta sayısının artması</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>Kamuya açık veya güvenilir olmayan kablosuz ağlara bağlanmaktan kaçının</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Ağ aktivitelerinin artması</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>Eğer bilgisayarınız ele geçirilirse ailenizi ve arkadaşlarınızı şüpheli mesajları görmezden gelmeleri için uyarın</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p> </p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>En son çare olarak bilgisayarınızı yeniden kurun ve yedek dosyalarınızı geri yükleyin.</p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p> </p>

<p><strong>Tabletler ve akıllı telefonlar</strong></p>

<table border="1" cellpadding="0" cellspacing="0">
	<tbody>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p><strong>Semptomlar</strong></p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p><strong>Tavsiyeler</strong></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Pilin daha hızlı tükenmesi</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>Uygulamalarınızı ve güncellemelerinizi meşru uygulama marketlerinden indirin</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Daha yavaş performans</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>Bir uygulamayı indirmeden önce diğer kullanıcıların yorumlarını okuyun ve istenen bütün izinleri gözden geçirin.</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Sizin kurmadığınız yeni uygulamalar görmeniz</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>Cihazın işletim sistemini ve uygulamalarını en son versiyonda tutun</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Uygulamaların ansızın kaybolması veya kaldırılması (anti-virüs uygulamaları gibi)</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>Bütün çevrim içi parolalarınızı değiştirin</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Kişilerinize bilinmeyen mesajlar gönderilmesi veya beklenmeyen mesajlar almanız</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>Bilinmeyen uygulamaları silin</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Uygulamaların farklı kalitede görülmesi, düzgün yüklenmemesi veya düzgün çalışmaması</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>Kamuya açık veya güvenilir olmayan kablosuz ağlara bağlanmaktan kaçının</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Açılır pencerelerin artması</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>Kullanmadığınız zamanlarda Bluetooth özelliğini kapatın</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Veri kullanımının artması</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>Eğer cihazınız ele geçirilirse ailenizi ve arkadaşlarınızı şüpheli mesajları görmezden gelmeleri için uyarın</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Hizmet kesintileri (örneğin çağrıların kesilmesi, çağrı yapamama, mesaj veya eposta gönderip alamama)</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p>En son çare olarak cihazınızı yedekleyin ve fabrika ayarlarına getirin</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:302px;">
			<p>Genel fonksiyonlarda değişme (örneğin cihazın daha hızlı ısınması, kendi kendine kapanıp açılması, uygulamaların beklenmedik şekilde kapanması)</p>
			</td>
			<td style="width:302px;">
			<p> </p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p> </p>

<p><strong>Cihaz güvenliği nasıl bozulur?</strong></p>

<p>Siber suçlular, giderek artan bir şekilde mobil ve akıllı cihaz dizisine bulaşmak ve onlara saldırmak için tekniklerini sürekli olarak değiştirmekte veya geliştirmektedirler. İşte geçebilecekleri olası yollar:</p>

<p><strong>Üçüncü taraf pazar yerlerinden veya web sitelerinden uygulama, yazılım ve / veya medya indirmek.</strong> Bu uygulamalar kötü amaçlı bileşenler içeriyor olabilir, diğer popüler uygulamaların kimliğine bürünebilir veya belirtilen amacı ile ilgisi olmayan işlevlere sahip olabilir.</p>

<p><strong>Kamuya açık veya güvensiz kablosuz ağlara bağlanmak.</strong> Tehdit aktörleri, bu ağlardan geçen bilgileri arayabilir ve çalabilir. Diğer bir durumda, bu tür bağlantılar kendisine bağlanan cihazlardan veri yakalayan sahte bir kablosuz erişim noktası olabilir.</p>

<p><strong>Kimlik avı ve / veya SMS gönderme bağlantılarına tıklamak.</strong> Tehdit aktörleri, cihaz erişimi elde etmek, bankacılık veya kişisel verileri çalmak veya kötü amaçlı yazılım yaymak için e-posta veya metin mesajlarına yerleştirilmiş kötü amaçlı URL'ler kullanır.</p>

<p><strong>Kötü amaçlı ve / veya virüslü web sitelerini veya uygulamaları ziyaret etmek.</strong> Bu sayfaları kasıtlı veya kasıtsız olarak ziyaret eden cihazları enfekte etmek için kötü amaçlı web siteleri kullanılabilir. Siber suçlular kötü amaçlı yazılımlar ve diğer kötü amaçlı komutlar enjekte edebilir veya ziyaretçileri yönlendirmek veya enfekte etmek için meşru sayfaları taklit eden bir kaplama oluşturabilir.</p>

<p><strong>Jailbreaking / rooting yapmak.</strong> Bu işlem, cihazın yerleşik özel işlevlerini geçersiz kılmak için ve yazılım ve telekomünikasyon kısıtlamalarının kaldırılmasını içerdiğinden, işlem kötü niyetli aktörlerin kullanıcı her çevrimiçi olduğunda yararlanabileceği açıklıklar sağlayabilir.</p>

<p><strong>Sistem ve / veya medya açıklarını güncellemeden bırakmak.</strong> İşletim sistemindeki, donanımdaki ve uygulamalardaki güvenlik açıkları, siber suçlular tarafından kötüye kullanabilir.</p>

<p><strong>Varsayılan erişim kimlik bilgilerini kullanmak.</strong> Üreticiler ve ağ servis sağlayıcıları tarafından atanan yönlendiricilerdeki ve cihazlardaki varsayılan kullanıcı adları ve parolaları, tüm aboneleri için benzer veya aynı olma eğilimindedir. Siber suçlular, bu cihazlara saldırılar gerçekleştirip erişmek için ortak bir listeye başvurabilir.</p>

<p><strong>Hedefli saldırılar. </strong>Belirli endüstrilerdeki yüksek profilli bireyler yüksek değerli hedeflerdir. İlgili cihazların hareketlerini izlemek ve takip etmek, diğer yüksek değerli temaslara sahip olmak ve hassas bilgiler ele geçirmek için kullanılabilir.</p>

<p>Sonuç olarak yaşamakta olduğumuz pandemi dönemi sebebiyle hem çalışanlar hem de siber saldırganlar mümkün olduğunca evlerinde kalmakta ve elektronik cihazlarla daha fazla zaman harcamaktadırlar. Bu durumdan dolayı son dönemdeki siber saldırılar da hızla artmaktadır. Siber güvenlik kapsamında nasıl hedef olmaktan uzaklaşabileceğimizi, bilgisayar ve diğer elektronik cihazlarımızda oluşabilecek semptomları ve tavsiye edilen davranışları öğrenerek kendimizi ve firmamızı koruyabiliriz.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>KAYNAKLAR:</strong></p>

<p>[1*] Aktürk, H. (2020). Yeni Koronavirüs Hastalığı Pandemisi Döneminde Online Yaşam ve Psikolojik Etkileri. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ankara</p>

<p>[2*] GWI Coronavirus Research Multi-market research wave 4 (2020). Erişim tarihi: 21.06.2020</p>

<p>[3*] Know the Symptoms: Protect Your Devices While Working From Home (2020). https://www.trendmicro.com/vinfo/tr/security/news/cybercrime-and-digital-threats/know-the-symptoms-protect-your-devices-while-working-from-home Erişim tarihi: 14.06.2020</p>

<p>[4*] Lallie, H. S., Shepherd, L. A., Nurse, J. R. C., Erola, A., Epiphaniou, G., Maple, C., & Bellekens, X. (2020). Cyber Security in the Age of COVID-19: A Timeline and Analysis of Cyber-Crime and Cyber-Attacks during the Pandemic. http://arxiv.org/abs/2006.11929</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//covid-19-pandemi-doneminde-siber-guvenlik-farkindaligi/20/</link>
<pubDate>Thu, 16 Jul 2020 13:26:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Topraksız Tarım ve Teknoloji Buluşunca Üretim Çok Daha Kolay</title>
<description><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><b>TOPRAKSIZ TARIM VE TEKNOLOJİ BULUŞUNCA ÜRETİM ÇOK DAHA KOLAY </b></span></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">Nüfus artışı, iklim değişikliği, su kaynaklarının azalması, toprak verimliliğinin azalması, toprağın kirlenmesi, kentsel yaşamın benimsenmesi geleneksel tarımın geleceğini tehlikeye atmaktadır. Bu da eğer bir çözüm üretilmez ise insanların gelecekte yiyecek bulmakta sıkıntı çekeceği sonucunu doğurmaktadır. </span></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">Gelecekte yaşanabilecek bu sorun insanların kentsel yaşama entegre edebileceği hem de ticari olarak kullanabileceği boyuttaki yeni tarımsal yaklaşımların ortaya çıkmasında büyük bir etken oldu. Bu yaklaşımlardan biri olan topraksız tarım son yıllarda oldukça popüler durumda. Çin, Japonya, Hollanda, Almanya gibi nüfusun yoğun olduğu gelişmiş ülkelerde topraksız tarıma karşı yoğun ilgi gösterilmektedir. Ülkemizin de hemen her bölgesinde topraksız tarımla bitki üretimi yapılmaktadır. Özellikle Akdeniz Bölgesi’nde, İstanbul ve Kocaeli’nde hidroponik, agregat kültürü gibi tekniklerin kullanıldığı modern seralar faaliyet göstermektedir.</span></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"> </p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><strong><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">TOPRAKSIZ TARIM NEDİR:</span></strong></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/001-1.png" style="width: 658px; height: 330px;" /></span></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">Topraksız tarım, genel ifadeyle üretimi yapılmak istenen bitkinin toprak kullanılmaksızın hoagland adı verilen bitkiden bitkiye değişiklik gösteren besin çözeltisi ile zenginleştirilmiş sıvı ya da katı ortamlarda bitki büyütme işlemidir. Üretim doğrudan sıvı ortamda gerçekleştiriliyorsa hidroponik (su kültürü), torf, perlit, kum, pomza gibi ortamlarda gerçekleştiriliyorsa katı ortam kültürü ismini alır. Topraksız tarım faaliyetleri<font color="#000000">, dikey veya yatay sistem, yer (sera, bahçe, binaya entegre), besin çözeltisinin bitkiye nasıl uygulandığına (damlayan sulama, durgun suya daldırma) suyun dolaşma sistemine (açık ya da kapalı sistemler) ya da püskürtücü tipine göre sınıflandırılabilir. Yapılacak olan yöntem seçimi tamamen üretilmek istenen bitkinin ihtiyaçlarına en iyi yanıtı veren sistem yönünde olmalıdır. Daha önce üretimi denenmiş ve başarılı olmuş sistemler denenebilir ya da eğer daha önce hiç topraksız tarımda üretimi sağlanmamış bir bitki ile çalışılmak isteniyor ise deneme yanılma yöntemi ile bitkiye uygun koşullar seçilir. Daha önce yapılan uygulamalar dikkate alındığında kabaca şöyle bir yorum yapılabilir:</font></span></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><font color="#000000">Katı ortam kültürü meyve veren bitkilerin özellikle serada yetiştirilmesinde kullanıldığı hidroponik sistemlerde ise daha çok hızlı gelişen yeşil yapraklı bitkilerin yetiştirildiği söylenebilir.</font></span></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"> </p>

<p><span style="font-size:14px;"><strong>TOPRAKSIZ TARIMIN AVANTAJLARI NELERDİR:</strong></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><strong><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/001-2.png" style="width: 658px; height: 330px;" /></strong></span></p>

<p align="justify" style="margin-top: 0.19in; margin-bottom: 0.19in; line-height: 150%; background: #ffffff"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><font color="#363636">Topraksız tarımda bitkinin ihtiyacı olan tüm besin elementleri ve su yeteri miktarda verildiğinden üretilen bitkiler geleneksel tarımda üretilenlere göre çok daha hızlı büyürler. Bitkinin yetişeceği ortam koşullarının optimum düzeyde tutulması 365 gün üretimi mümkün kılar. Toprak ile herhangi bir temas olmadığından topraktan gelebilecek olan hastalık veya zararlı riski geleneksel tarıma göre çok daha azdır. Yabancı ot ile mücadele etmeye ihtiyaç duyulmaz. Gereğinden fazla gübre ve zararlılarla mücadele etmek için tarım ilacı kullanmaya gerek yoktur. Bu yöntemle yetiştirilen bitkiler ihtiyaç duydukları besin elementlerine kolayca ulaşabildiklerinden kök kısımlarının çok uzamasına gerek yoktur. Doğal olarak kök kısımlarını büyütmek için harcayacağı enerjiyi sürgün, gövde ve yapraklar için kullanabilirler. Bununla birlikte enerji ve iş gücü bakımından tasarruf sağlar.</font></span></span></p>

<p align="justify" style="margin-top: 0.19in; margin-bottom: 0.19in; line-height: 150%; background: #ffffff"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><font color="#363636">Her şeyin bir avantajı olduğu gibi bir de dezavantajı vardır. Gelelim topraksız tarımın dezavantajlarına…</font></span></span></p>

<p align="justify" style="margin-top: 0.19in; margin-bottom: 0.19in; line-height: 150%; background: #ffffff"> </p>

<p align="justify" style="margin-top: 0.19in; margin-bottom: 0.19in; line-height: 150%; background: #ffffff"><span style="font-size:14px;"><strong>TOPRAKSIZ TARIMIN DEZAVANTAJLARI:</strong></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><font color="#363636">Topraksız tarıma başlarken ilk tesisin kurulması, sermaye ve sulama, sera ve bilgisayarlı işletim sistemi gibi ihtiyaçların maliyetinin yüksek olması bu faaliyetin dezavantajlarından biridir. Sürekli denetim altında tutulması gerekir. Herhangi bir aksama ürünlerin ziyan olmasına sebep olabilir. Geleneksel tarımdan farklı olduğundan işi yapabilecek kalifiye eleman bulmak sorun teşkil edebilir.</font></span></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><font color="#363636"><b>TOPRAKSIZ TARIM İLE NELER YETİŞTİRİLEBİLİR?</b></font></span></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><font color="#363636">Özellikle yeşil yapraklı bitkiler, çilek, domates, biber, patlıcan bu tarz yetiştiricilikte ilgi görse de hemen her türlü bitki yetiştirilebilir.</font></span></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"> </p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><font color="#363636"><b>TOPRAKSIZ TARIM NERELERDE UYGULANABİLİR?</b></font></span></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><font color="#363636">Aslında bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü istenilen hemen her yerde uygulanabilecek bir tarım şeklidir. İster evinizin bir odasında ya da balkonunda ister ofisinizde, ister kocaman arazilerde oluşturacağınız seralarda, ister bir otoparkın bodrum katında topraksız tarım yapabilirsiniz. Önemli olan sizin sistemden beklentilerinizin ne olduğudur. Ailenizin haftalık gıda ihtiyaçlarının bir kısmını mı karşılamak istersiniz? Hobi olarak yapıp rahatlamak mı istersiniz? Ticari olarak bir gelir kaynağınız olsun mu istersiniz? Yoksa şirket çalışanlarının streslerini atıp daha verimli çalışacağı bir çalışma ortamı mı yaratmak istersiniz? Size kalmış. Çünkü artık alışveriş sitelerinde bile ev tipi amatör uygulamalar için sistemler satılıyor. Gelin şimdi Japonların yaptığı ilginç bir topraksız tarım örneğini inceleyelim.</font></span></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"> </p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><b>OFİSTE YETİŞTİRİLEN DOMATES</b></span></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/001-3.png" style="width: 658px; height: 330px;" /></span></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;">Tokyo’da bulunan Persona Group adında bir insan kaynakları şirketi alışılagelmiş ofis ve bina tasarımının bir hayli dışına çıkmış. Dikey ve yatay topraksız tarım faaliyetlerinden yararlandıkları bu tasarım yalnızca bir görüntüden ibaret değil. Aynı zamanda oldukça da işlevsel …</span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/001-4.png" style="width: 658px; height: 330px;" /></span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;">Öğle aralarında ya da iş yapmadıkları zamanlarda meyve ve sebzeleri hasat eden veya onları kontrol eden  çalışanların şehir yaşamından bir nebze doğaya geçişi sağlanıyor. Bu şekilde işlerinde daha verimli  olmaları bekleniyor.</span></p>

<p align="justify" style="margin-bottom: 0.14in; line-height: 150%"><span style="font-size:14px;"><img alt="" src="/images/makaleler/Merve%20Senturan/001-5.png" style="width: 658px; height: 330px;" /></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><strong>TOPRAKSIZ TARIM TEKNOLOJİLERİ NELERDİR?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Işık, sıcaklık, nem gibi bitkilerin gelişimini etkileyen temel parametrelerin kontrolünü sağlamak önem taşımaktadır. Hangi aralıklar ile besin içeriği verileceğini ya da sulama yapılacağını (katı ortam kültüründe), nem ve sıcaklığın uygun koşullarda olup olmadığını, ışıklandırma sistemlerinin idealliğini belirlemek ve uygulamak iş yükünü ve zaman kaybını beraberinde getirir. Bu nedenle topraksız tarımda otomasyon uygulamaları yapılmaktadır. Sıcaklık, nem, pH, ortamdaki CO2 miktarı, aydınlatma ekipmanları mikroişlemci, PLC (Programlanabilir Mantık Denetleyici) gibi kontrol elemanları ve sensörler kullanılarak otomatik olarak ayarlanıyor ve dijital ortamda takibi kolaylıkla gerçekleştirilebiliyor. Hatta tablet ve telefonlara aplikasyonlar ile entegre edilerek uzaktan takip ediliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Kullanılan tekniklere bağlı olarak sistemin ihtiyaçları farklılaştığından kullanılan teknoloji de değişiklik gösterebiliyor. Örneğin, akan su kültüründe besleyici film tekniği kullanılıyorsa bitkilerin su, besin elementleri ve oksijen gereksinimini karşılamak için hoagland, kök uçları boyunca birkaç mm derinliğinde ve yüzeysel bir akış halinde uygulanır. Bitki köklerinin geliştiği ve besin çözeltisinin aktığı kanallara, besin eriyikleri ile bunu sisteme veren ve tekrar toplayan borulara ve tanklara ihtiyaç vardır. Besin eriyikleri devamlı veya aralıklarla verilebilir. Besin eriyiğini uygulamak ve içeriğinin devamlı kontrolünü sağlamak ve standardize hale getirebilmek için sistemin otomasyonu sağlanmalıdır. Çünkü herhangi bir aksama ya da yanlış uygulama tüm bitkileri olumsuz yönde etkiler ve verimsiz ürün oluşumuna ya da çürümeye sebep olabilir.</span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Seralarda, Bitki köklerinin gelişip yayılabilmesi için besin eriyikleriyle zenginleştirilmiş, destek sağlayan, besin ve su kaybı az olan, iyi havalanabilir, kolay bulunabilen ve ucuz olan katı ortam doldurulmuş saksı-paket, torba, yatak veya hazır blok şeklinde yapılan üretim şekli (agregat kültürü) benimsenmiş ise kullanılan damlama sisteminin, gölgelendirme ve güneşlenme sürelerinin, iklimlendirme sistemlerinin kontrol edilmesi sorunsuz çalışmasının sürekli olarak sağlanması adına ve perlit, kaya yünü, zeolit, vermikülit gibi yetiştirme ortamının yıpranmışlık oranının belirlenmesi için otomasyon donanım ve tekniklerinden yararlanılır.</span></p>

<p><span style="font-size:14px;">Bitki büyütme kabinlerinde ise tüm aydınlatma, ısıtma-soğutma, sıcaklık dengeleme, suyun ve besin elementlerinin dozajı, CO2 ve O2 dengesi, havalandırma, nem oranı gibi parametreler oldukça hassas bir şekilde ayarlanmalıdır. Bunların birinin ihmal edilmesi ya da herhangi birinde meydana gelen bir arıza, tıkanıklık ya da kesinti zarara yol açabilir. Bu nedenle otomasyon sağlanması ürünleri oluşabilecek her türlü hasarın önüne geçilmesinde etkili olacaktır.</span></p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//topraksiz-tarim-ve-teknoloji-bulusunca-uretim-cok-daha-kolay/19/</link>
<pubDate>Tue, 14 Jul 2020 18:50:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Gelecek, Çevre Dostu, Solventsiz Kimyasal Reaksiyonlarda</title>
<description><![CDATA[<p>Organik Sentez kimyası yaşamın her alanında bilimin temelini oluşturur, Kimyasal reaksiyonlar, boyalar ve kimyasal sentezler geleneksel olarak solvent bazlı malzemelerdir. Çevreye zarar verme konusunda bir üne sahip. Günümüz dünyasında sağlık, güvenlik ve çevre konularına büyük önem verilmektedir.</p>

<p>Organik reaksiyonların gerçekleştirilmesinde çok miktarda organik çözücü kullanılır ve bazıları nispeten iyi olsa da, oluşturduğu birikim, derinden olumsuz çevresel etkilere neden olur. Bu etkileri kaldırmak için bir değişiklik gerekli. Çevre mevzuatındaki katı değişiklikler, çeşitli tehlikeli kirlenme önleyici boyaların yasaklandığını göstermiştir. Çevresel hasarı azaltma amacının giderek daha zorunlu hale geldiği ortaya çıkmıştır.</p>

<p>Organik çözücülerin çevre ve insan vücudu üzerindeki zararlı etkileri konusundaki artan endişe nedeniyle, yeşil çözücülerle veya geleneksel organik çözücüler olmadan gerçekleştirilen organik reaksiyonlar organik ve tıbbi kimyagerlerin dikkatini çekmiştir.<br />
Bu nedenle, endüstri şimdi çevresel etkiyi  azaltabilecek yeni çalışma uygulamaları arıyor.</p>

<p>Peki cevap nedir?</p>

<p style="margin-left: 40px;">- Solvent içermeyen kimyasal sentez kullanarak çevresel hasarı da önemli ölçüde azaltmak.<br />
- Ekonomi ve kirlilik nedeniyle, solvent içermeyen yöntemler klasik prosedürleri modernize ederek onları daha temiz, güvenli ve kolay gerçekleştirilebilir hale getirmek<br />
- Katı mineral destekleri, herhangi bir çözücü, destek veya katalizör içermeyen reaksiyonlar ve katı sıvı faz transfer katalizi böylece reaktivitede ve seçicilik.<br />
- Bu metodolojiler ayrıca yararlı bir alternatif olarak mikrodalga aktivasyonundan faydalanmak için geliştirilebilir güvenli ve verimli koşullarda geleneksel ısıtmaya kadar verim ve zamandan tasarrufu.<br />
- Hem temiz hem de verimli kimyasal sentezlere olan talep daha acil hale geliyor. Önerilen çözümler arasında solvent içermeyen koşullar daha popüler hale geliyor ve çoğu zaman en iyi solventin solvent olmadığı iddia ediliyor.</p>

<p>Özetle, sentetik Organik kimya sürdürülebilir bir disipline dönüşebilir, özellikle solvent kullanımı ile ilgili olarak. Aynı zamanda umulur solvent mimimizasyon stratejilrinin geliştirilmesi, sentetik organik kimya ve çevre üzerine etkisinin azaltılması olarak ifade edilebilir.</p>

<p>Gelecek Çevre Dostu, Solventsiz  Kimyasal Reaksiyonlar</p>

<p><strong>Doç.Dr. Nesimi ULUDAĞ</strong><br />
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi<br />
Kimya Bölümü</p>

<p> </p>

<p><strong>Referanslar:</strong><br />
    <strong>1*)</strong> RSC Adv., 2, 4547-4592, 2012,<br />
    <strong>2*)</strong> Chem 4, 2004–2012, 2018</p>

<p> </p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//gelecek-cevre-dostu-solventsiz-kimyasal-reaksiyonlarda/18/</link>
<pubDate>Sat, 04 Jul 2020 16:27:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Covid Çağında Otel İşletmelerinde Teknoloji Uygulamaları</title>
<description><![CDATA[<p>Otelcilik sektörü modern çağın en yıkıcı krizi olan Covid pandemisinden en çok etkilenen sektörlerin başında gelmektedir. Salgın korkusu ile tüm dünyada sert bir biçimde alınan önlemler insanların hareketliliğini önemli ölçüde kısıtlamış ve dünyanın en dinamik sektörlerinin başında gelen seyahat sektörü ve bu sektörle ilinti tüm sektörler bu kısıtlamalardan çok büyük oranda olumsuz etkilenmişlerdir.</p>

<p>Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO)’nün yaptığı analizler 2020 yılında uluslararası seyahata katılacakların sayısında yüzde 60-80 arası bir düşüsün olması ve 1 trilyon dolar civarında bir gelir kaybının yaşanacağı yönündedir. Ülkemizde de pandemiye bağlı sıkı önlemler seyahat ve tatil hareketliliğini önemli ölçüde kısıtlamış olsa da Turizm Bakanlığı ve ilgili bakanlıklar attıkları önemli adımlarla seyahat ve tatil amaçlı hareketliliği normale döndürme çabası içerisindedirler. Ülkemizde konaklama işletmelerine verilen ve denetimi ulusal ve uluslararası güvenilir firmalarca yapılan “Sağlıklı Turizm Sertifikası” uygulamasının da, seyahat planı yapanların kafalarında oluşan tereddütleri azaltma yönünde önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.</p>

<p>Öte yandan Covid salgını ile ilgili gelişmeler, virüsün varlığının bir süre daha devam edeceğini göstermektedir. Bu süreğenlik, seyahat edenlerde yaşanan tedirginlik ve güven erozyonu ile birleştiğinde, insanlarda seyahat etme eğiliminin de istenilen seviyelere gelmesi uzun bir zaman alabilir. Dolayısıyla otel işletmelerinin seyahat edenlerin tereddütlerini ortadan kaldıracak veya azaltacak adımlar atmasının ne denli önemli olduğu görülebilir. Bu noktada teknoloji uygulamaları, otellerin seyyahların tereddütlerini azaltmak için faydalanabileceği en önemli araçlar olacaktır. Aşağıda, otellerin tesislerinde covid tereddütlerini azaltmak için kullanabileceği 5 önemli teknoloji uygulaması kısaca açıklanmıştır.</p>

<p>1. Temassız check-in/check-out ve anahtarsız oda girişi: Otel misafirleri bu uygulama ile isterlerse resepsiyona uğramadan cep telefonlarına gelecek bir kodla odalarına giriş yapabilir, hatta genişletilmiş uygulamalarda otel içi hizmet satın almalar, yemek ve benzeri siparişler yapabilmektedirler.</p>

<p>2. Restoranlar ve oteller için temassız dijital menü sistemleri: işletmeler için özel olarak geliştirilmiş, yeni nesil dijital menüler sayesinde misafirler, temassız olarak masalardaki QR kodu okutarak menüye ulaşabilmekte, siparişini vermekte, hesap isteme ve ödeme yapabilmektedir.</p>

<p>3. Sanal TV kumandası: Hemen hemen tüm misafirlerin dokundukları araçlar olarak TV kumandaları bulaşmanın en kolay olabileceği yüzeyler olarak görülmektedir. Cep telefonlarına yüklenen uygulamalar bu bulaş kaynağını ortadan kaldıran önemli bir yenilik olarak otel misafirlerine sunulabilir.</p>

<p>4. Otel havuz ve plajlarında sosyal mesafe teknolojisi: Bu uygulama, misafirlerin havuz ve plaj çevresinde bulunan şezlong ve benzeri hizmetlerin rezervasyonuna ve misafirlerin bu hizmetleri sosyal mesafe kurallarına uygun bir biçimde kullanmalarına imkan tanımaktadır.</p>

<p>5. Odalarda hava temizleyici: Otel odalarının dış kirleticilerden korunması amacıyla yeterince havalandırılamamaları önemli bir sorundur. Covid döneminde misafirlerin daha da hassas oldukları bu konuda çözüm odaların gelişmiş hava temizleyicileri ile donatılması olabilir. Odaları virüs ve bakterilerden arındırma özelliğine sahip bu araçlar misafirlerin odalarda daha yüksek bir güvenle konaklamasına yardımcı olacaktır.</p>

<p>Covid salgınından en olumsuz etkilenen sektörlerin başında gelen konaklama sektörü, misafir güvenini artırmak için atacağı her adımda çözüme biraz daha yaklaşacaktır. Teknoloji, misafir güveninde yaşanan erozyonu geri kazanmak için otellerin faydalanabileceği en önemli araç olarak öne çıkmaktadır. Yukarıda sıraladığımız ve bulaş riskini azaltan her yenilik ve uygulama otellerin covid sonrası toparlanma sürecinin daha hızlı olmasına önemli katkılar sunacaktır.</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//covid-caginda-otel-isletmelerinde-teknoloji-uygulamalari/17/</link>
<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 21:24:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kriptografi Sistemleri</title>
<description><![CDATA[<p>Kriptografi, mesajların şifrelenmesi yani anlaşılmaz hale getirilmesi ile uğraşan bir bilim dalıdır. Geçmişe baktığımızda kriptografinin, uzun yüzyıllar boyunca, askerler, diplomatlar, istihbaratçılar ve gizli servisler tarafından kullanılmış olduğunu görüyoruz. İyi bilinen klasik örneklerden bir tanesi, Roma imparatoru Jül Sezar tarafından kullanılmış olan Sezar şifresidir. Sezar şifresinde, alfabedeki her harf kendisinden sonra gelen üçüncü harfle değiştirilir.</p>

<p>Tarihsel kriptografi yöntemlerine verilebilecek diğer örnekler, kaydırmalı şifre, yerine koyma şifresi, afin şifre, Vigenere şifresi, Hill şifresi gibi yöntemlerdir. Bu yöntemler kriptografi ile ilgili ders kitaplarında sadece eğitim amaçlı olarak anlatılmaktadır.</p>

<p>Bir kriptografi sisteminde, esasen bir yöntem ya da kural ve de bir anahtar gerekmektedir. Klasik bir şifreleme sisteminde, düz metin olarak adlandırılan açık metin, verilen bir yöntemle ve verilen bir anahtarla şifrelenir, böylece şifreli metin elde edilir. Şifreleme için temel birim olarak alfabe harfleri alındığında, her harfe bir tamsayı karşılık getirilir, şifreleme sırasında sayılarla işlem yapılır, en sonunda elde edilen sayılar tekrar harflere dönüştürülür. Şifrelemede temel birim olarak harfler yerine, bu harflere karşılık geldiği kabul edilen sayıların ikili (binary) karşılıkları alınıp bunlar üzerinde de işlem yapılabilir.</p>

<p>Klasik şifreleme sistemlerinde, hem şifreleme için ve hem de şifre çözme için aynı anahtar kullanılmaktaydı. Güvenli bir anahtar için iki tarafın fiziksel olarak bir araya gelmesi veya güvenilir bir ulak üzerinden haberleşmesi gerekliydi. Bu problem, anahtar dağıtımı problemi olarak bilinmektedir. RSA, ElGamal gibi modern şifreleme yöntemlerinin ortaya çıkmasıyla anahtar dağıtımı problemi çözülmüştür. RSA, 1977 yılında R. L. Rivest, A. Shamir ve L. Adleman tarafından icat edilmiştir. Yazarların soyadlarının ilk harfleri alınarak bu yönteme RSA şifreleme yöntemi adı verilmiştir. RSA yöntemi ilk açık anahtarlı şifreleme yöntemidir ve kriptografi tarihinde çok belirgin bir rol oynamıştır.<br />
RSA ve ElGamal gibi açık anahtarlı şifreleme yöntemlerinde iki farklı anahtar kullanılmaktadır: açık anahtar ve gizli anahtar. Açık anahtar herkes tarafından bilinir, gizli anahtarı sadece kullanıcısı bilir. Açık anahtarlı şifreleme yöntemlerinin özetleme, elektronik imza, Diffie-Hellman anahtar değişimi gibi günümüzde halen kullanılan pek çok uygulaması vardır. Halihazırda kullanmakta olduğumuz elektronik imzalar da büyük ölçüde RSA tabanlıdır.</p>

<p>Bir şifreleme sistemi oluşturulurken, matematiksel, daha doğru bir deyişle cebirsel bir problemin çözümünün zorluğundan faydalanılmaktadır. Örneğin RSA yöntemi bir büyük sayının asal çarpanlarına ayrılması problemine dayanmaktadır. İki asal sayı verildiğinde bunların çarpımını hesaplamak kolaydır. Ancak, iki asal sayının çarpımı olan bir birleşik sayının asal çarpanlarına ayrılması karşımıza zor bir problem olarak çıkmaktadır. Burada bahsedilen sayılar 100 rakamlı, 200 rakamlı veya 300 rakamlı büyük sayılardır. Bir diğer örnek olan ElGamal şifreleme yöntemi ilkel kökler üzerinden tanımlanan ayrık logaritma probleminin zorluğundan faydalanmaktadır.</p>

<p>Yakın zamanlarda, eliptik eğrilere dayanan şifreleme yöntemleri de popülerlik kazanmıştır. Eliptik eğriler, belirli özellikleri sağlayan cebirsel yapılardır. Eliptik eğrilerin avantajı, RSA’ya oranla daha küçük anahtar uzunlukları ile çalışabilmesidir.</p>

<p>Bir kriptografik yöntemi hakkını vererek anlamak için, matematik (soyut cebir, sayılar teorisi vs.), bilgisayar programlama (C/C++, Java, Python vs.) ve donanım bilgisi gerekmektedir. Uzmanlık alanlarına göre baktığımızda, çoğunlukla, matematikçilerin, bilgisayar mühendislerinin ve elektronik mühendislerinin bu konularla uğraştığı görülmektedir. Üç farklı uzmanlık alanının bilgilerini bir araya getirerek sindirmek tek bir araştırmacı için hiç te kolay olmayan bir şeydir. Dolayısıyla bu konularda ekip çalışması yapılması gerekmektedir. Ancak, bizim kültürümüz ne yazık ki buna yatkın değil.</p>

<p>Ülkemizde kriptografi ile ilgili olarak birkaç kurumda, birkaç üniversitenin birkaç bölümünde araştırma yapılmaktadır. Ancak ben şahsen bunun yetersiz olduğunu düşünüyorum. Kriptografi herkes için gerekli, herkesin bir banka kartı, kredi kartı, e-posta hesabı, sosyal medya hesabı vs. var. İnternet bankacılığı, elektronik imza vs. kullanan milyonlarca insan var. Bu insanların sayısal ortamlarda kendi güvenliklerini sağlayabilmeleri için asgari düzeyde bazı bilgileri edinmelerinde fayda var. Dolayısıyla, bir şekilde, kriptografinin halka açılması, halkın anlayabileceği düzeye indirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Sonuç olarak, kriptografi konusunun, içinde çok farklı uzmanlık alanlarını barındıran çok geniş ve çok derin bir konu olduğunu, gündelik hayatımızı giderek daha çok etkileyeceğini, son zamanlarda çok popüler olan Endüstri 4.0’ın temel bileşenlerinden biri olduğunu söyleyerek konuyu tamamlayalım.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Erkan AFACAN</strong><br />
<span style="font-family:tahoma,geneva,sans-serif;">Gazi Üniversitesi, Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi</span></p>

<p><strong>KAYNAKLAR:</strong><br />
<strong>[1*]</strong> Erkan Afacan, Kriptografiye Giriş, 2. Baskı, Epos Yayınları, 2017<br />
<strong>[2*]</strong> Douglas R. Stinson, Cryptography: Theory and Practice, CRC Press, 1995</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//kriptografi-sistemleri/16/</link>
<pubDate>Mon, 22 Jun 2020 21:12:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Otonom Araçlarda Yarışı Kim Kazanacak?</title>
<description><![CDATA[<p>Sürücü tarafından kontrol edilmeyen, kendi kendine hareket edebilen araca <em>Otonom araç</em> denilmektedir. Otonom kelimesinin kökenine baktığımızda, Yunanca kendi kendine anlamına gelen “auto” ve kural anlamına gelen “nomos” kelimelerinin birleşmesinden “Otonomi” kelimesinin oluştuğunu görüyoruz. Her nekadar Türkçemize “özerklik” olarak çevirilse de Otonom kelimesi dilimizde yer edinmiştir.</p>

<p>Sürücüsüz araç fikri ilk olarak 1925 yılında Francis Houdina’ nın Manhattan sokaklarında radyo kontrollü aracı sürmesi ile ortaya çıkmıştır. Daha sonra General Motors (GM), 1939 yılında New York Dünya Fuarı’nda “Futurama” sergisini gerçekleştirerek, sürücüsüz araba tasarımı fikrini ilk kez halka göstermiş oldu. Ardından 1958’de şirket kendisini yönlendirebilecek bir Chevrolet üretmeyi başarmıştır. Bu araç tam anlamıyla pratik bir kullanım sunamamasına rağmen, aslında sürücüsüz otomobil tasarlamanın ilk adımı olarak tarihteki yerini almıştır. 2004 yılında Amerikan DARPA ajansının düzenlediği “Grand Challenge” isimli yarışma ile otonom araçlara teşvik amaçlı fon verilmeye başlandı. 2010 yılında Google, otonom araç sektörüne giriş yaptığını ve bu alanda uzun zamandır çalışmalar yürüttüğünü belirtti. 2015 yılında Tesla firması Model S üzerindeki otopilot uygulamasını tanıttı <strong>[1*]</strong>.</p>

<p>Son yıllarda otomobil endüstrisi ilk <em>tam otonom</em> aracı piyasaya sürebilmek için adete birbirleri ile yarış içerisine girmiş durumdadır. Yakın bir gelecekte etrafımızda çok fazla kendi kendine gidebilen arabalar (self-driving car) göreceğiz. Ford, Toyota, GM, Waymo ve Tesla vb. gibi birçok büyük şirket test sürüşlerini sürdürmektedir. Birçok otomobil endüstrisi otonom araç geliştirmek için yatırımlar yapmaya devam etmektedir. GM seyir otomasyonunu geliştirmek için 2016 yılında yaklaşık 581 milyon dolar harcadı. Kaliforniya, Arizona ve Michigan'daki çeşitli şehirlerde araçlarını test ettiler. Ford 2017 yılında 1 milyar dolar harcayarak ARGO AI teknoloji platformunu kurdu. Ford Argo AI, 2019 yılında otonom araç araştırma merkezi kurmak için 15 milyon dolar yatırmıştı. 2015 yılında Toyota, otonom araç geliştirmek için 1 milyar dolar yatırım yaptı. Volvo'nun Uber ile yaptığı ortak girişim, yeni nesil kendi kendine giden otomobiller geliştirmek için 300 milyon dolar harcadı. Hyundai hem kendi kendini süren otomobil geliştiricisi Aurora'ya 30 milyon dolar finanse etti ve hem de 2020'de otoyol sürüş ve 2030'da şehir içi sürüş için 1.7 milyar dolarlık yatırım hedefledi. Daimler'li BMW, kendi kendine giden otomobillerin geliştirilmesinde 250 milyon dolar harcadı (BMW iNEXT). Tesla, Fiat-Chrysler, Waymo ile ortak Renault Nissan, Honda, Waymo LLC gibi diğer birçok otomobil üreticisi ve Amazon, Apple, Baidu, Cisco, Microsoft gibi diğer Otomotiv dışı şirketler tam otonom araç geliştirmeye çalışıyorlar <strong>[2*]</strong>.</p>

<p>Yakın zamanda bizleri bekleyen modern otonom araçların kendi yerel ortamlarını algılayabileceği, tespit ettikleri farklı nesne türlerini sınıflandırabileceği, ulaşım kurallarına uyarken uygun navigasyon yollarını tanımlamak için duyusal bilgileri yorumlayabileceği öngörülmektedir <strong>[3*]</strong>.</p>

<p>Otonom araçların gelecekteki yolcular için bir çok avantaj sunması da beklenmektedir bunlar</p>

<p style="margin-left: 40px;">• Trafik kazalarını azaltır<br />
• Zararlı emisyonları azaltır<br />
• İnsanlara zaman kazandırır<br />
• Park etme sıkıntılarını ortadan kaldırır<br />
• Trafik işaretlerine ihtiyaç azalır<br />
• Trafik ehliyetine ihtiyaç kalmaz<br />
• Lojistik maliyetlerini düşürür<br />
• Yolların ve altyapıların maliyetini azaltır</p>

<p>Pek çok şirket <em>seviye 1</em> yardımcı araçtan tamamen otomatik <em>seviye 5</em> muadillerine kadar otonom araçlar geliştirmeyi ve başlatmayı taahhüt etmektedir. Peki bu sürüş otomasyonunun seviyeleri nelerdir ve ne anlama gelir?</p>

<p>Beş sürüş otomasyonu seviyesi bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Seviye 1 - Sürücü asistanı</strong>: Bu seviyede, araç bazı işlevlere yardımcı olabilir, ancak sürücü hala çevredeki tüm hızlanma, frenleme ve izlemeyi idare eder. Karayolu üzerindeki başka bir araca çok yaklaştığınızda sizin için biraz ekstra fren yapan bir araba düşünün.</p>

<p><strong>Seviye 2 - Kısmi otomaston:</strong> Çoğu otomobil üreticisi, aracın direksiyon veya hızlanma işlevlerine yardımcı olabileceği ve sürücünün görevlerinden bazılarından ayrılmasına izin verebileceği bu seviyede araçlar geliştirmektedir. Sürücü her zaman aracın kontrolünü ele geçirmeye hazır olmalıdır ve güvenlik açısından kritik işlevlerin çoğundan ve çevrenin tüm izlenmesinden hala sorumludur.</p>

<p><strong>Seviye 3 - Koşullu otomaston:</strong> Araç çevredeki tüm görüntüleri, görüntü işlemeli kameralar veya LiDAR gibi sensörler kullanarak kontrol etmektedir. Sürücünün dikkati hala bu seviyede kritiktir, ancak frenleme gibi kritik bir görevi bile koşullar güvenli olduğunda teknolojiye bırakabilir. Mevcut birçok Seviye 3 araç, saatte 60 km altındaki hızlarda insanın müdahalesine ihtiyaç duymaz.</p>

<p><strong>Seviye 4 - Koşullu otomaston:</strong> Seviye 4 ve 5' te araç, direksiyon ve frenleme, hızlanma, araç ve yol izlemenin yanı sıra olaylara cevap verme, şerit değiştirme, dönüş ve sinyalleri ne zaman değiştireceklerini belirleme yeteneğine sahiptir. Seviye 4' te, otonom sürüş sistemi koşullar güvenli olduğunda sürücüyü bilgilendirir ve ancak o zaman sürücü aracı bu moda geçirir. Trafik sıkışıklığı veya otoyolda birleşme gibi daha dinamik sürüş durumlarını belirleyemez.</p>

<p><strong>Seviye 5 - Komple otomaston, tam otonom araç:</strong> Seviye 5 yani tam otonom araç, insan müdahalesine ihtiyaç duymaz. Otonom araç sistemi tüm kritik görevleri, çevrenin izlenmesi ve trafik sıkışıklığı gibi benzersiz sürüş koşullarının tanımlanmasını kontrol ettiği için pedallara, frenlere veya direksiyon simidine gerek yoktur.</p>

<p>"Makine öğrenmesi" ve "derin öğrenme algoritmaları" tam Otonom Aracın geliştirilmesinde hayati rol oynamaktadır.</p>

<p>5. seviye otonom sürüş teknolojisi şu anda başlangıç aşamasındadır, ancak hızla gelişmektedir. Otonom araçları her zamankinden daha fazla şirket test ediyor. Tesla ve Waymo, kendi kendini yöneten gelecekte endüstri lideri olma fırsatından yararlanmak için yarışan iki önemli firma, ancak bu hedeflere ulaşmak için farklı teknolojiler kullanıyorlar.<br />
Tesla ve Waymo arasındaki en büyük farklardan biri, kendi kendine sürüş için kullandıkları sensörlerdir. Tesla otomobilleri bilgisayar görme (computer vision) sistemini kullanırken, Waymo LiDAR sensörleri kullanıyor.</p>

<p>Işık Algılama ve Menzilleme anlamına gelen LiDAR, algılama için lazer diyot kullanan bir sistemdir. Araçta yansıyan lazer ışığını algılayan ve bir hedefe olan mesafeyi ölçen sensörler vardır. Bilgisayar görme sistemi ise çevreyi yakalamak için kameraları kullanır ve bir makine öğrenimi sinir ağı üzerinden gerçek zamanlı olarak görüntüleri işler.</p>

<p>Tesla Model 3 ile Waymo’nun Chrysler Pacifica aracını karşılaştırdığımızda, Model 3 Standard Range Plus şu anda Chrysler Pacifica hibrid minivanının hemen hemen aynı fiyatı olan 40,000 dolara satılıyor ancak Autopilot sistemi Tesla'ya dahil edildi. Teslanın standart aracında Sekiz kamera, on iki ultrasonik sensör ve bir ön radar bulunmaktadır. Ultrasonik sensörlerin amacı, ultrasonik dalgalar kullanarak hedefe olan mesafeyi ölçmektir. 100,000 dolar olan Waymo ile 40,000 dolar olan Tesla Model 3, bu büyük fiyat farkı tek başına kimin doğru yolda olduğunu ve yarışı kimin kazanacağını açıkça ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>Doç. Dr. Alkan Alkaya</strong><br />
<em>alkanalkaya@teknogazete.web.tr</em><br />
<span style="font-family:tahoma,geneva,sans-serif;">Mersin Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi</span></p>

<p><strong>KAYNAKLAR:</strong></p>

<p><strong>[1*]</strong> K. Bimbraw, "Autonomous cars: Past, present and future a review of the developments in the last century, the present scenario and the expected future of autonomous vehicle technology," 2015 12th International Conference on Informatics in Control, Automation and Robotics (ICINCO), Colmar, 2015, pp. 191-198.</p>

<p><strong>[2*]</strong> S. Devi , P. Malarvezhi, R. Dayana, K. Vadivukkarasi, (2020) A Comprehensive Survey on Autonomous Driving Cars: A Perspective View, Wireless Personal Communications.</p>

<p><strong>[3*]</strong> Campbell, Mark, Magnus Egerstedt, Jonathan P. How, and Richard M. Murray. "Autonomous driving in urban environments: approaches, lessons and challenges." Philosophical Transactions of the Royal Society A: Mathematical, Physical and Engineering Sciences 368, no. 1928 (2010): 4649-4672.</p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//otonom-araclarda-yarisi-kim-kazanacak/15/</link>
<pubDate>Sun, 21 Jun 2020 18:14:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>teknoGAZETE Önsöz</title>
<description><![CDATA[<p>Merhaba.</p>

<p>Yani doğan teknoloji gazetemizle, nam-ı diğer <strong><span style="color:#000000;">tekno</span><span style="color:#FF0000;">GAZETE</span></strong> ile karşınızdayız.</p>

<p>Birçok teknoloji alanında makalelerle, yenilikleri, gelişmeleri içeren teknoloji haberleriyle, teknoloji şirketlerinin tanıtımlarıyla ve sizlerden gelen taleplerin ışığında merak ettiklerinizle sizlerle olacağız.</p>

<p>Teknolojinin yanında, YAŞAM başlığı altında, trafik, hukuk, turizm, insan kaynakları konularında da zaman zaman sizleri aydınlatmayı hedefliyoruz.</p>

<p>Teknoloji ile ilgili merak ettiğiniz olduğunda, yüksek teknoloji içeren bir ürünü tanımak istediğinizde gazetemizde bulacaksınız. Henüz yazmadığımız bir konu olduğunda bize bunu yazabilirsiniz. Henüz 16 lişi olan ekibimizde o konuyla ilgili birikimi olan biri mutlaka vardır. sizin için kaleme alarak merakınızı gidermek bizleri memnun edecek. Bunun için künyemizde yer alan "EDiTÖR" isimli elektronik postab adresimize yazabilirsiniz.</p>

<p>Sizlere, gazetemize en üstteki yatay siyah şerit üzerindeki "Üye Ol" bölümü vasıtasıyla kayıt olmanızı öneririm.</p>

<p><strong><span style="color:#000000;">tekno</span><span style="color:#FF0000;">GAZETE</span></strong>' ye üye kaydı yaptırmanız ile sizlere sunulacak avantajlar</p>

<p style="margin-left: 40px;">- Makalelere yorum yapabilme<br />
- Haberlere yorum yapabilme<br />
- Profil bilgileriniz düzenleyebilme: Gazetemizin size ulaşabilmesi içindir. 3. şahıslarla hiç bir şart ve durumda paylaşılmayacaktır.<br />
- Mesulü/çalışanı olduğunuz firmayı, teknoloji firması ise, <strong><span style="color:#000000;">tekno</span><span style="color:#FF0000;">GAZETE</span></strong>' nin firma rehberine kaydedebilme<br />
- Gazetemize ilan vermek için, ilan ekleyebilme.</p>

<p>Hassasiyetle belirtmek isterim, profil bilgilerinizi düzenlerken Ad Soyad kısmına "nick" iniz yazabilirsiniz. Ancak elektronik posta adresinizi doğru girmelisiniz. Zira bir işlem yaptığınızda sistem size otomatik bilgilendirme mesajı veya onay mesajı gönderebilmeli.</p>

<p>Kuru bilgi yetmez. Konuya vakıf olmak, büyük resme hakim olmak, vizyon sahibi olmak ta gerekir. Buna uç noktada, çok sivri bir örnek, dehası günümüzde de geçerliliğini sürdüren, Mimar Sinan' dır.</p>

<p>Sizleri, Mimar Sinan' ın yaşanmış bir öyküsü ile baibaşa bırakıyorum.</p>

<p> </p>

<p><strong>CİHAN PADİŞAHI YAVUZ SULTAN SELİM' İN İMTİHANI</strong></p>

<p>Mimar Sinan, çok şikayet edilirmiş.</p>

<p>"- Sinan şunu yaptı, biz de yapardık."</p>

<p>"- Sinan bunu yaptı, ne var ki, biz de yaparız."</p>

<p>"- Sinan şöyle."</p>

<p>"- Sinan böyle."</p>

<p>Yavuz Sultan Selim' in sabrı taşmış.</p>

<p>"- Tez, şikayetçi olan kim varsa toplayın, Sinan da gelsin." demiş.</p>

<p>Divan' ın toplandığı büyük salonda vezirler, Mimar Sinan ve Sinan' dan şikayetçi olmuş kim varsa hazır beklerken, padişah ispat-ı vücut eylemiş.</p>

<p>"- Bre Sinan ne yaparsa biz de yaparız, ne var ki diye şikayet edersiniz, devlet-i aaliyi meşgul edersiniz. Var mısınız bir sınava, sınavı geçen olursa Sinan' ı görevden alıp yerine onu atayacağım. Velaakin, sınavı geçemeyenin kellesini alırım." demiş.</p>

<p>Pür sessizlik, toplananların çoğu boynunu eğip izin istemiş çekilmek için.Çekilenler gittikten sonra sultan Süleyman,</p>

<p>"- Cellat gelsin" buyurmuş.</p>

<p>Cellat o kocaman baltası ve ekibiyle geldikten sonra</p>

<p>"- Hazır mısınız" demiş.</p>

<p>Salondakiler geldiklerine, çekilmediklerine bin pişman, başlarını önüne eğmiş.</p>

<p>Kanuni sınavı açıklamış. Cebinden çıkardığı üç çelik bilyeyi göstererek,</p>

<p>"- Gördüğünüz bu üç çelik bilyeyi üst üste durdurmaktır, sınav." demiş.</p>

<p>Deneyen ve başaramayanlar cellattan tarafa geçmiş. Bir kişi ikinci bilyeyi bilmem kaç çeyrek saniye alttaki birinci bilyenin üstünde durdurabilmiş olsa da, üç bilyeyi üst üste durdurabilen yok. Salonda vezirler dahil kim varsa cellatın önünde.</p>

<p>Kanuni gürlemiş:</p>

<p>"- Sinan gelsin!"</p>

<p>Sinan gelmiş. Parmağından yüzüğünü çıkarıp masaya koymuş. Üzerine birinci bilyeyi yerleştirmiş. Vezir-i aazam' ın parmağından yüzüğünü alıp birinci bilyenin üzerine, onun da üzerine ikinci bilyeyi yerleştirmiş. "- Devletlum" demeye kalmadan Sultan Süleyman yüzüğünü çıkarıp Sinan' a uzatmış. Sinan Kanuni' nin yüzüğünü ikinci bilyenin üzerine, ve onun üzerine de üçüncü bilyeyi yerleştirerek sınavı tamamlamış.</p>

<p>İdam edilmeyi bekleyenler "- A aa, ne kadar kolaymış, biz de yapardık" demişler.</p>

<p>Kanuni sultan Süleyman,</p>

<p>"- Ama yapamadınız, kellelerinizi kaybettiniz"</p>

<p>deyince başlarını önlerine eymişler.</p>

<p>Kanuni,</p>

<p>"- Sinan yapar, siz taklit edersiniz. Bunu kabul edin"</p>

<p>demiş. Başlar önde,</p>

<p>"- Ediyoruz, devletlum" demişler.</p>

<p>Sultan Süleyman,</p>

<p>"- Öyleyse ben de sizi affediyorum. İşinize gücünüze bakın bundan sonra." diyerek noktayı koymuş.</p>

<p> </p>

<p>Kalın sağlıcakla.</p>

<p><strong>Editör' ünüz</strong></p>
]]></description>
<link>https://teknogazete.web.tr/yazarlar//teknogazete-onsoz/14/</link>
<pubDate>Fri, 12 Jun 2020 20:11:00 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>